edebiyatdefteri.com/uye/ummuhanyildiz
Sedir ağaçları b’aşka âşık
Deniz fenerinin gözleri neden ağlar
Rüzgâra yükleyin ilkbahar lemasînı
Beyaz sardunyaların
Sinesine yazılır şiirlerim...
"Zorunlu evlilikler ve dayatılmış aile yapıları sürdükçe, fahişelik de var olacaktır."
Bugün dünyada zorunlu evlilik kavramı ne kadar kaldı, bilmiyorum.
Ama etrafımda sıkça görüyorum:
Haftalık, aylık, yıllık süren evlilikler...
Ve onların ardından gelen gürültülü boşanmalar.
"Masalsı evliliğim var" diyenlerin,
bugün zorunlu değil, gönüllü faHişelik yaptığının
kendileri bile farkında.
Bedenin reddettiği bir yaşamı
ruh, alışkanlıkla kabul ediyor.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi "namus"tan söz ediliyor.
Bu bir akıl tutulmasıdır
ya da derin bir kaygı bozukluğunun işareti.
Oysa,
Güneş her sabah taze doğar.
İnsan bedeni ise, eskidikçe kokar,
ruhu da çürümeye başlar eğer temizlenmezse.
Günaydın, Evren’im.
Sen tertemiz kal ki
ben Güneş’ini koynuma alayım.
rüzgâr yürür sessiz sokaklardan
ellerim vicdanın pazarı, kelimeler kırık
ay bulanık
yıldırımlar iner
giz, karanlığın damarlarında dolaşır
patikalar silinmiş
adımlarım geri çağrılır
içimde suç yayılır
zaman dokunduğumdan süzülür
sessizlik ağır
her adım içe çöker
ışık direniyor
ellerim açık, tutamam
zaman dönmez
herkes kendi ağırlığında çöker
sessizlik...
Bir kuş, göğün tam ortasında duruyor
kanat çırpmadan
rüzgâr onu izliyor
elini uzatsan
bulutun içinden damlayan sessiz yağmur
avuçlarında biriken hafiflik
kimse görmüyor
ama dünya biraz değişiyor
bir çocuk kahkaha atıyor
ve sen
sadece bakıyorsun
zaman, yavaşça
ayaklarının altından akıyor
ve sen,
hiçbir şeyi değiştirmeden
her şeyi hissediyorsun..
Ümmühan Yıldız