kalemucu

kalemucu
@kalemucu
Okumak güzel şey.
Annelikten istifa edilir mi?
7/10
·84 syf.··
2026 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 22:27
Sevdiğim ve beğenisine güvendiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle ilk kez okuduğum Melisa Kesmez’in üslubu hoşuma gitti. Dili akıcı, betimlemeler yeterli seviyedeydi. Konuyu dağıtmadan, anlatmak istediğini uzatmadan kısa ve öz olarak vermiş yazar. Kitabı bitirdikten sonra kitabın adı neden Küçük Yuvarlak Taşlar diye çok düşündüm. Okuyanlar belki farklı bir sebep de bulabilirler. Bence keskin hatları olmayan yuvarlak taşlar önce insana huzur veriyor ama çoğaldıkça onları nereye koyacağınızı bilemiyorsunuz. Bir kavanoza da koysanız, cebinizde de taşısanız daha başka önemli şeylere yer bırakmayacak boşluklar oluşturuyorlar. O boşluklar ne görmezden gelecek kadar küçük ne de arasına başka bir şey alacak kadar büyük. Üstelik yuvarlak hatlarıyla da elinizi hiç acıtmadığı için atamıyorsunuz. Çoğaldıkça hayatınızı kangrene çevireceğini bilmeden biriktirmeye devam ediyorsunuz. Kitapta anlatılan birinci hikayede bu yuvarlak taşlar daha belirgin. Üç kişinin hikayesi var kitapta. Aslında var olmaları birbirlerine bağlı ama hikayeleri birbirinden bağımsız. Nergis’in Hikayesi, Elif’in Hikayesi, Mehmet’in Hikayesi… Okuyan herkesin odak noktası farklı olacaktır eminim. Benim odak noktam Nergis oldu. Annelik kavramını sorgulattı bana. Yazar kahramanlarını yargılamadan anlatmış ama ben Nergis’i çok yargıladım. İsteyerek anne olduktan sonra annelik bana göre değilmiş deme lüksümüzün olmadığına inanıyorum. O yüzden Nergis’e hak vermem mümkün değil. Şimdi kızıma baktığımda kalbimde bir tel titriyor adeta. Benim geçtiğim yaşlardan geçmesi, hayata bakışının şekillenmesi, gözümün önünde gün geçtikçe büyürken onu hala kucağımdaki minik bir bebek gibi hissetmek kalbimi sızlatıyor. Öyle anneliği de aşırı kutsallaştırmam ben. Bilirim ki neyi çok kutsallaştırıyorsak içini boşaltıyoruz. Dünyaya
Edebiyat
Küçük Yuvarlak TaşlarMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20226,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
kim deli kim akıllı
9/10
·536 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 21:39
514 sayfa, 300’den fazla karakter ve bir güne sığdırılan olay örgüsü... Sanki yokuş aşağı giderken büyüyen bir kar topu gibi, kelimeler kelimelere çarpa çarpa ilerliyor sayfalar. Üstelik sadece olaylara değil Türkiye’nin tarihine de yer veriyor. Ayrıca bireysel hikayelerin yanında sayfalar arasında Osmanlı’dan Kafkasya’ya uzanan tarihsel izlere de rastlayabilirsiniz. Bu kadar yoğun karakter ve olayı akıcı bir şekilde ve merak duygusunu hiç azaltmadan yazmak ancak iyi bir kalemin işi olabilir zaten. Ayfer Tunç okuduğum üçüncü kitabı ile gözümdeki yerini bir seviye daha üste çıkardı. Size tüm olayları ve karakterleri anlatmam mümkün değil ama k,tabı bitirdiğimde ruhuma en çok dokunanları yazmak isterim. Karadeniz’in bir şehrinde 1898’de temeli atılan, 1902’de hizmete giren,ilim irfan yuvası olması amaçlanmış, sırtını denize dönmüş Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi mekanımız. Deniz kenarında denize tamamen sırtını dönmüş bir bina yapmak da ancak bir Karadeniz şehrine yakışırdı galiba. Tabii aslında iyi bir niyetle sırtını dönmüş ama onu da siz okurken anlarsınız. Hastanede kimler yok ki... Hastanenin tarihini yazmak isteyen, karısı obsesif kompulsif hastası olan Başhekim, Kendisini acı bir son bekleyen ve benim de en çok üzüldüğüm karakterlerden biri, iç çamaşırları satan Kız İsmet, Aralarındaki yaş farkı belli olmasın diye olduğundan yaşlı davranan, üvey annesine aşık olan Erdem Bakırcıoğlu, Boşandığı karısı ve karısının yeni ailesiyle onların evinde tatil yapan, eski karısına yenge, eski karısının kocasına abi diyen terapi bağımlısı Şaban, Gittiği yurt dışı ziyaretinde on yedi yaşındaki altın saçlı erkek güzeli Zoltan’a duyduğu aşk yüzünden intihar eden Kalemkari Köse Kasım Paşa, Nişanlısının bindiği uçak Atlas Okyanusu’na düşen, Allah’ın sevdiği kulu
Edebiyat
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2025 9. kitabı
Yazarla ilgili olan düşüncelerimi söylemeye bilmem gerek var mı? Bir şekilde yazdıklarına bağlıyor beni. Yüzümde garip bir tebessüm bırakıyor çoğunlukla. Bazen geçmişe ait bir iz, bazen sevdiğim bir kitabın adını görüyorum romanlarında. Eğer ana karakterle de bağ kurabilirsem kitabı beğendim diyebiliyorum. Ömer’in edebiyat dergisi çıkarması mı,( bir zamanlar Sosyal Edebiyat dergisi çıkarmıştık. Hey gidi günler.) üniversitede akademisyen olması mı,( tabii o da elinden alınıyor o ayrı bir konu) sevdiği kitaplar mı yoksa gerçek zannettiği geçmişinin aslında çok farklı olması mı bilmem ama çabuk bağ kurdum. Aslında kitap Ömer’in yazdığı mektupla tam olarak mektup değil de kendi hayatını biri için yazıya dökmesiyle başlıyor. Bu kişinin kim olduğunu da kitabın sonunda öğreniyoruz. Ömer lise yıllarından yani 1990’lardan başlayarak anlatıyor yaşadıklarını. 2019’lara kadar devam ediyor. Ömer arkadaşlarıyla lisede edebiyat dergisi çıkarmaya çalışan ama idarenin engeli yüzünden dergi konusunda yalnız bırakılan bir çocuk. Üstelik küçük yaşlarda annesini kaybetmiş, annesinin ölümünden sorumlu tuttuğu kardeşiyle ve babasıyla anlaşamayan sadece ablasıyla arası iyi olan öfkeli biri. Yazar Ömer’in hayatı akıp giderken ülkenin de nasıl bir değişime uğradığını çok yerinde tespitler yaparak anlatıyor. 1990’lı yıllardan 2019’lara kadarki zamanı anlatırken Türkiye’de yaşanan siyasi olaylara, gündelik yaşama yer veriyor. Böyle olunca bazen yazar konuyu dallandırıp budaklandırıyor gibi hissedebilirsiniz. Ama hayat tek bir yolda akıp gitmiyor. Bizim farkında olup önemsemediğimiz ya da farkında bile olmadığımız çok yan yol var. Bir kitapta en sevdiğim şeylerden biri sevdiğim kitap isimlerine rastlamak. Çünkü kitaplar bizi başka kitaplara götürmeli. Diğer hoşuma giden şey ise yazarın diğer
AtmacaHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 2020762 okunma
Polisiye kitapların tekel sorunu
Puan vermedi·504 syf.··
2025 7. kitabı
Hikmet Hükümenoğlu Yazardan okuduğum dördüncü kitap. Bir yazarın birden fazla kitabını okuduysam onu kafamda bir kalıba soktuğumu fark ettim. Kafamda bir kalıp olunca da objektifliği kaybediyorum. Yazara da haksızlık yapıyorum bazen. Hükümenoğlu da kafamda bir kalıba sahip. Duyguları çok iyi analiz eden, kurguyu iyi ayarlayan ve imla hatası yapmayan, cümle yapısını beğendiğim bir yazar. Bu kalıplarla kitabı okumaya başladım ve aslında türünü bildiğim halde polisiye tarzda bir roman karşıma çıkınca ilk sayfalarda duraksadım. Sadece kafamdaki kalıp yüzünden değil. Peki neden? Çünkü biz alışmışız yerli polisiyeyi tek bir kalemden okumaya. Bu arada o yazarın da son kitabını aldım. Kendisini de severek okurum ama sanki polisiye tek bir yazarın tekelindeymiş gibi benimsemişim. Farklı bir yazardan polisiye okuyunca önce yadırgadım. Ama bu kitapta biraz ilerleyince anladım ki duyguları bu kadar iyi analiz eden, kurgu hatası yapmayan bir yazar tabii ki polisiyede de başarılı olacaktır. Kısacası bu kitaptan sonra benim için Türk polisiye yazarı artık tek bir kişi değil. Hükümenoğlu iyi bir polisiye yazarıdır. 500 sayfalık kitabı iştahla okudum. Konusuna gelirsek: Çocukluğunu yaşadığı kente sevgilisi için dönen gazeteci Ezgi’nin bir anda kendini cinayetler ve ilişkiler yumağının içinde bulması anlatılıyor. Yazar Yenikent diye bir şehir kurgulamış. İstanbul’dan uzakta küçük ama gelişmekte olan bir şehir. İşin içine şehirdeki belediye seçimleri, köklü bir ailenin geçmişindeki sırlar ve geçmişte yaşanan talihsiz olaylar da girince karmaşa da merak da artıyor. Katilin kim olduğunu sonlara doğru anca tahmin edebiliyorsunuz. Kısacası ben kitabı beğendim ve diyorum ki; Çevrenizde sürekli sizi dinleyen, yardımınıza koşan biri varsa lütfen durun ve ona “Nasılsın?” diye sorun.
Edebiyat
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20241,323 okunma
Dibe inmeyi göze alanlara...
8/10
·264 syf.··
2025 4. kitabı
Siz hayatın neresindesiniz? Bulunduğu yerin doğru taraf olduğuna emin olup karşı tarafta olanları yargılayan kısımda mı? Korkaklar tarafında mı? Sonuna kadar gidenlerin tarafında mı yoksa hiçbir şey yapmadan yaşayanlar tarafında mı? Şebnem dibe inmeyi göze alanlardan, Ersin ve Selda ise hayatın akışını bozmaktan korkanlardan. Öyle pat diye girdim olaya baştan alayım en iyisi. Ankara’dan İstanbul’a giden trenin yemekli vagonunda aynı fotoğraf yüzünden kendilerini sorgulamaya başlayan üç insan. Ersin, Selda ve Bünyamin… Ayın Kapak Kızı Şebnem’in çıplak hatta fazla çıplak fotoğraflarına bakıp hayatlarını sorgulamaya başlayan birbirinden habersiz bu üç insanın iç dünyalarının bir fotoğrafla nasıl alt üst olduğunu anlatıyor yazar. Ersin ve Selda bir zamanlar hayatlarından geçmiş bu güzel kızın onları aslında nasıl da derinden etkilemiş olduğunu fark ediyorlar. Bünyamin ise hiç tanımadığı birinin fotoğrafı üzerinden kendi hayatı ile ilgili kararlar veriyor. Her biri o fotoğrafta farklı şeyler görüyor. Tıpkı hayat gibi... Herkes hayata kendi penceresinden bakıyor. Herkes baktığı yerden haklı görüyor kendini. Ben hep imrenmişimdir kendini haklı görenlere. Çünkü kendimi her haklı görüşümün arkasından içimde bir ses fısıldar: “Emin misin?” Bu sesi hiç susturamam, çok derinden gelir ama nettir. Belki de bu yüzden Selda’yı çok iyi anladım. Selda Şebnem’in fotoğrafı için Ersin’e: “...kendinizi fazla önemsemiyor musunuz? Siz herkesin onayladığı saygın alandasınız da, oradan Şebnem’e merhamet gösteriyor, onu bağışlıyor gibisiniz. Durduğunuz yerin doğru olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Onu bağışlamak sizin haddiniz mi?” diyerek aslında temeldeki en büyük sorunumuzu dile getiriyor. Ne haddimize? Haddimiz olmayan şeylere öyle hadsizce yorumlar yapıp
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma