Uzaktan Sevmek Kudüs
7/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 00:00
Bazı kitaplar sizi ismiyle çağırır. Kayıtsız kalamaz mutlaka kitap raflarından alıp en azından bir bakınırsınız. Derya Şafak’ın Uzaktan Sevmek Kudüs kitabını elime aldığımda, sadece bir roman okuyacağımı değil, ruhumun derinliklerinde bir sızıya dönüşen o kadim şehrin tozlu sokaklarında bir vefa yolculuğuna çıkacağımı biliyordum. Bu kitap, benim için sadece kâğıttan bir eser değil; Kudüs'ü doğrudan görmese de onu kalbinin en derin köşesinde hissedenlerin, ecdadın mirasına duyulan o büyük özlemin bir yansıması oldu. Okurken içimden şu mısralar geçti: "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez!". İşte yazar, silinen hafızalarımıza inat, "kim olduğumuzu" hatırlatmak ve zalimin zulmünü yanlarına kâr bırakmamak için bu satırları kaleme almış. Ben de bu satırları, hırsızın ev sahibine baskın çıktığı bu düzende, kendi ismim, cismim ve insicamımla o sokaklarda yeniden var olmak için okudum. Kitaptaki Muzaffer, Merve Lina ve Burak karakterleri benim için çok özel bir yere sahip. Yazar, Asr suresini bilen iki gencin ismini bu karakterlere vererek, aslında isimlere karakterleri değil, o güzel isimlere Kudüs bilincini yüklemiş. Burak zaten evvelden Kudüs yolcusuydu; bizler de onun gibi o kutlu emanete sahip çıkacak olan "Burak Ordusu" nun birer neferi olduğumuzu bu sayfalarda yeniden idrak ettik. Kitabın her satırında bir özür ve bir söz var: "Aksa'nın şanlı yiğidi! Affet!.. Sana özgür Kudüs'ü miras bırakmak yerine, Kudüs'ü özgür kılmayı miras bıraktığımız için...". Biz şikâyet etmiyoruz; biliyoruz ki bu toprakların imtihanı Peygamberlerin imtihanı gibi ağırdır. Yusuf gibi kuyuya atılsak, Yakup gibi ihanete uğrasak, hatta Zekeriya gibi biçilsek de bedeller ödeyerek direnmeye devam ediyoruz. Peygamber Efendimizin sırtına deve
Roman
Uzaktan Sevmek KudüsDerya Şafak · Gülhane Yayınları · 202511 okunma
İlk Durak: Hafızanın Çizgilerinde Bir Yolculuk ve Unutma Dersleri
10/10
·368 syf.··
2026 3. kitabı
Unutma Dersleri Merhaba, dünyamıza, yani ilk gönderimize hoş geldiniz! Biz, kelimelerin büyüsüne kapılmış, aynı satırlarda kaybolup aynı sayfalarda buluşan iki yakın arkadaşız. Kimliğimiz şimdilik sayfaların arkasında gizli birer sır olarak kalsın ama kalbimiz ve düşüncelerimiz bu blog'da tamamen apaçık olacak. Bir kitap kulübü kurma hayalimizi sonunda gerçeğe dönüştürdük ve ilk ortak durağımız, edebiyatımızın en samimi kalemlerinden Nermin Yıldırım’ın "Unutma Dersleri" romanı oldu. İtiraf edelim; iki admin olarak bu kitapta öyle bir noktada buluştuk ki, sayfalar bittiğinde ikimiz de aynı hissin kıyısına vurmuştuk. Kitap, daha ilk sayfalarından itibaren bizi ana karakterimiz Feribe ile tanıştırıyor. Feribe o kadar içten, o kadar "bizden" yazılmış ki... Okurken onunla dertleştik, ona bazen kızdık, bazen de sarılmak istedik. Kitabın konusunu bilenler hak verecektir; Feribe’nin içine düştüğü durum ve onu MİM’e (Mazi İmha Merkezi) gitmeye zorlayan sebepler, ilk bakışta toplumsal ya da ahlaki çerçevede kabul edilemez veya "hatalı" görünebilir. Fakat yazar o kadar muazzam bir neden-sonuç ilişkisi kurmuş, Feribe’nin alt katmanlarındaki ailevi ve psikolojik çatışmaları öyle naif işlemiş ki, insan yargılamayı bırakıp sadece "anlamaya" başlıyor. Çünkü insanoğlu çiğ süt emmiştir ve bazen sırf güzel olduğu için yanlış bir yolu seçebilir. Romandaki yan karakterlerin her biri ayrı birer renk, ayrı birer gariplik abidesi. Ama içlerinde biri var ki ikimizin de kalbini çaldı: Süheyla. Feribe’nin belki de en çok suçlandığı, en yalnız kaldığı o anda ona uzanan yardım eli o kadar saf ve iyi niyetliydi ki... Okurken birbirimize dönüp "Gerçekten dünyada hâlâ böyle temiz insanlar var mıdır, yoksa sadece kitaplarda mı kaldılar?" diye sorgulamaktan kendimizi alamadık (biraz gülerek,
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20255,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·280 syf.··
2026 40. kitabı
Çok sevdiğim bir yazar olan Jean-Christophe Grangé’nin otobiyografik romanı Ben Şeytanın Oğluyum’u okurken, o usta kalemin arkasındaki karanlığı ve ilham kaynaklarını da görme fırsatı buldum. Meğer Grangé gerçekten bir “şeytanın”, bir diablonun oğluymuş. Okurken böyle bir babaya sahip olma fikri bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Kitap, bir kadının üç kar maskeli adam tarafından kaçırılıp mezarlığa götürülerek canlı canlı gömülmeye çalışılmasıyla başlıyor. Grangé olayı tüm çıplaklığıyla anlattıktan sonra şu cümleleri kuruyor: “Ah, az kalsın unutuyordum! Soluğu tükenmiş genç kadın benim annem. Kar maskeli şeytan, benim babam.” Sanırım bu birkaç cümle bile nasıl bir hikâyeyle ve nasıl bir insanla karşı karşıya olduğumuzun en güçlü kanıtıydı. Grangé’ye yıllardır her röportajında sorulan o meşhur soru: “Bu korkunç fikirler aklınıza nereden geliyor?” İşte bu kitap biraz da o sorunun cevabı.Okuyanlar bilir ki Grangé’nin romanlarında sıkça karşımıza çıkan o geçmişin gölgeleri, travmalar, aile bağları ve kötülüğün kökeni gibi temaların aslında nereden beslendiğini görüyoruz burada.Onun kurgularını şekillendiren karanlığın kaynağı, sandığımızdan çok daha gerçek ve çok daha sarsıcıymış meğer. Kitap boyunca bir yandan Grangé’nin çocukluğuna ve ailesine tanıklık ederken, diğer yandan eserlerine farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz. Okudukça bazı romanlarındaki karakterlerin, korkuların ve saplantıların izlerini fark etmek mümkün. Kitap hakkında çok fazla detaya girmek istemiyorum çünkü etkisinin büyük kısmı, okurun bu hikâyeyi adım adım keşfetmesinde yatıyor bence.Büyüyü bozmak istemem. Ancak şunu söyleyebilirim ki; çok sevdiğim bir yazarın hayat hikâyesini okumak beni beklediğimden daha fazla duygulandırdı. Sayfalar ilerledikçe içime garip bir hüzün çöktü. Bir
Ben Şeytanın OğluyumJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 0167 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:12
Bir ev düşünün. Duvarları aynı kalsın, pencereleri aynı kalsın ama içinden geçen insanlar değişsin. Çocuklar büyüsün, savaşlar yaşansın, teknolojiler icat edilsin, aşklar başlasın ve bütün bunlara sessizce tanıklık eden bir canlı olsun. Alex Howard’ın Hayalet Kedi romanı tam olarak bu evrende şekilleniyor. 1902 yılında ölen Grimalkin isimli bir kedinin hikâyesiyle başlayan roman, sıradan bir anlatım olmaktan çok uzak. Grimalkin, hayalet bir kedi olarak aynı binada yaşamaya ve yaklaşık 120 yıl boyunca farklı insanların hayatlarına tanıklık etmeye başlıyor. Bir insan ömrüne sığmayacak kadar uzun bir zaman dilimi, bir kedinin meraklı gözlerinden aktarılıyor. Kitabın en etkileyici yanı büyük olayları değil, küçük anları anlatması. Tarih kitaplarında yer almayan sevinçler, yalnızlıklar, kayıplar ve umutlar sayfalar boyunca sessizce akıyor. Çünkü yazarın asıl derdi savaşları ya da teknolojik gelişmeleri anlatmak değil; bütün değişimlerin ortasında insan olmanın ne anlama geldiğini sorgulamak. Grimalkin’in gözünden baktığımızda fark ediyoruz ki insanlar gelip geçiyor, evler el değiştiriyor, şehirler dönüşüyor. Ama sevgi, özlem ve aidiyet duygusu her dönemde aynı kalıyor. Zamana, hatıralara ve hayatın geçiciliğine dair düşünmeyi seven okurlar için yazılmış bir roman diyebilirim. Son sayfayı kapattığımda tarihe not düşülmüş olaylar ya da buluşları düşünürken değil, arkasında bıraktığı duygulara odaklanmış halde buldum kendimi. Bu tarz okuma deneyimlerini sevenlere tavsiyem olsun. “Bir kedinin gözünden geçen bir asır, bazen onlarca insanın kelimelerinden daha fazlasını anlatabilir.” Hayalet Kedi
1000Kitap
Hayalet KediAlex Howard · The Kitap Yayınları · 202696 okunma
Hayal mi gerçek mi?
Puan vermedi·128 syf.··
2026 64. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:11
Kitabın kapağını kapadığınızda içinizde bir yumruk oturup kalsın istiyorsanız bu kitabı hemen okuyun. Tarık Tufan’ın bu kitabı da yine bildiğiniz gibi. Artık diyorum ki ben sanırım yazar ne yazsa okurum. 34 yaşında kanser teşhisi konmuş bir adam ailesiyle vedalaşmak için terk etmek zorunda kaldığı eski mahallesine geri döner. Pişmanlıklar, söylenemeyen sözler, geri dönülemeyecek vazgeçişler… hepsiyle yüzleşmek zorunda kalır. Bölümlerin arasına yazar ufak şiirler sıkıştırmış, kitabın sonunu okuduğunuz zaman şiirlerinin daha anlamlı olduğunu göreceksiniz.
Hayal MeyalTarık Tufan · Profil Yayınevi · 20187,3bin okunma
Hayal kırıklığı..(SPOİLER içerir)
5/10
·400 syf.··
2026 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Büyük bir umutla başladım okumaya çünkü ilk kitabı gerçekten beğenmiştim akıp gitmişti fakat enzonun ölümüyle bozulmaya başladı akış. Enzo çok güzel bir karakter ve potansiyeli var fakat Adelina dışındaki tüm karakterler gibi çok yüzeysel kaldı. Sevmeye fırsat bulamadık. Buna rağmen diriltilmemeliydi. Madem öldü ölü kalsın. Adelina çok iğrençdin verdiğin tüm kararlar mı yanlış olur Afsuni seni hak etmiyor. Çok karanlık yazılmış adelina yazar da belirtmiş zaten fakat hiç bir şekilde sevemedim adelinayı ve okumayı çok zorlaştırıyor. Baş karakter iyi olmalı demiyorum güzel işlense böyle de okunur ama ne hançerleri ne gül cemiyetini ne de violettayı sevemedim sadece afsuniyi seviyorum ama o da çok yüzeysel. Olaylar çok karışık sahneler arası atlanılmış noluyo dedim hele savaş sahnesi hiçbir şekilde kafamda canlanmadı bence betimleme eksikliği vardı. Ve gemmanın ölmesi çok gereksizdi. Hançerlerin ölüp durması yerine Adelina ile aralarının düzelmesini isterdim. İlk kitapta arkada Enzo, Teren, Adelinayı görüyoruz. Ama iki kitapta da adelinayı okuyoruz sürekli. Teren ve enzoda dışarıdan bir göz var raffaele de de aynı şekilde ama Adelina... Dilini, olay örgüsünü, karakterleri sevemedim. Marie ilk kitapta güzel iş çıkarmış hakkını yiyemem ama bu kitap bana göre çok eksik. Efsane serisini merak ediyorum umarım beğenirim. Teşekkürler.
Gül CemiyetiMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20172,590 okunma