— Meğer neler yaşamışsın sen Ala! Elin, kolun bağlı, annenin boynunda ip ve sen yapayalnızsın! Seni anlamak baştan beri kolay olmadı benim için, ama sonunda anladım galiba... Genç yaşta, bu kadar yükü, senin o küçücük omuzların nasıl kaldırdı? Meğer sen ne güçlü bir kızmışsın! Oysa biz yani senin dışındaki herkes seni ne kadar yanlış tanımışız! Hepsi geçti. Artık unut bunları, hayata dön Ala!
Boş yere direnme, öldürmek ya da öldürülmek senin kaderinde de var... Senin anan da katil, baban da... Bu yazgıyı silemeyeceksin alnından ... Bir gün ya öldüreceksin, ya da birileri seni öldürecek...
Ancak yine de bir gariplik var. Dayaktan, hatta ölümden bile kaçmıyor. Annesinin çok ağır hasta olduğunu bildiği halde onun dediğini yapıyor ve hiç direnmeden gösterdiği sandalyeye oturuyor. Her insanda doğuştan var olan korunma refleksi, sanki bu kızda hiç gelişmemiş! Bunu anlamak zor!
— Sen ne hissediyordun o zaman?
— Hep kendimi suçluyordum ... Bütün bunların benim yüzümden olduğunu düşünüyor, kapı aralığından korkuyla onları seyrederken hep ağlıyordum... Ben doğduğum gün annem beni öldürüverseymiş, bunlar olmazdı diyordum içimden... Dünyaya gelmekle herkesi mutsuz ve perişan etmişim diyordum ... O kavgalarda her an biri ölebilirdi ... Bundan da korkuyordum ... Arada bir polis gelirdi eve ... Yoldan geçerken gürültüyü duyanlar şikâyet ederlermiş ... Babam polislere bir şeyler söyler, savuştururdu onları ... ikisi de birbirinden şikâyetçi olmazdı zaten ...
Kendinle uğraşacağına biraz da hayatla uğraş. Onunla mücadele et. Madem bu kadar yetenekli bir kızsın, senin kadar hayat da bu yetenekten nasibini alsın. Çalış, üret. Ala diye birinin bu dünyadan gelip geçtiğini gösteren izler bırak geriye. Kendini gözünden düşürdüğün kadar yükselt, yücelt. Önce kendin beğen yaptıklarını.