82. doğum gününde Freud’a Nobel Ödülü verileceği söylentisi çıktı. Bundan hoşlanmadı Freud çünkü o asi ruhlu biriydi ve asilere büyük ödüller verilmezdi. Artık giderek Avusturya’dan ayrılma kararı kafasında belirginleşiyordu çünkü pek çok kere yazdığı gibi “özgür ölmek” istiyordu. Zaten her şeyine el konmuş, bir tek canı kalmıştı. Onu da dünyanın tepkisini çekmemek için şimdilik bağışlıyorlardı.
Bir şeylere inanmanın keyfini hiç yaşayamadım ben... Yaşamasam da hep bunun hayalini kurdum. Alâaddin’in sihirli lambasından çıkan dev... bana ne istiyorsun diye sorsa ... ona inanmak istiyorum derdim. Birine sonuna kadar inanmak! Hayatımda inanabileceğim... hiç kimsem olmadı benim. Şimdi siz çıkmış... "‘bana inan... bana güven” diyorsunuz. Beni yarı yolda bırakıp gitmeyeceğiniz ... ne malum!
— Dünyaya insan olarak gelmek, güzel olduğu kadar da zor bir şey. Temelde hepimiz şu veya bu nedenle aynı çatışmaları yaşıyoruz. Onun için hiçbir zaman ‘Tam” olamıyoruz. Yarımız... Bir tarafımız yazken öbür yanımız kış. iki tarafta birden baharı bulabilmek kolay olmuyor. Alkol, uyuşturucu gibi sarhoş eden maddeler genellikle vicdanımızı daha ılımlı, hükümlerinde daha az sert ve katlanılabilir hale getirir. O yüzden özellikle iç dünyasında bu dengeyi kurmakta zorlanan insanlar bu maddelere yönelir.
Freud kalabalık insan gruplarını tehlikeli bulurdu. Hem yasaklayıcı, hem de izin verici birinin lider rolünü üstlenmesiyle birlikte kalabalıkların ölümcül tehlikeler yaratabileceğine inanırdı.