boşluktayım, sonsuz uzay boşluğunda, süzülüyorum ve süzüleceğim ta ki bir gezegenin çekimine kapılana kadar dünyasızım! dünya! sızım. Ömer ŞİMŞEK
Duygu ve Düşünce
“Ruhun Derinliklerinde Saklı Eve Dönüş” Bir gün gelir, kalbinin içinde yıllardır yankılanan sessizliği fark eder insan. Kalabalıkların arasında yürürken bile eksik kalan bir şey vardır içinde; adı konulamayan bir boşluk, geceleri büyüyen görünmez bir sızı gibi. Ve bir soru düşer zihnine ansızın: “Bunca zaman kimin hayatını yaşadım ben?” İşte bütün yollar o tek sorudan doğar. Ne uzak ülkeler gerekir buna ne de göğe uzanan dağlar. Kimi yolculuklar vardır ki tek bir adım bile atmadan insanın ömrünü değiştirir. Geçmişin kırıkları konuşur sonra içinde. Çocukluğundan kalan bir korku, yarım bırakılmış bir sevda, söylenememiş vedalar… Hepsi yıllarca ruhun karanlık odalarında bekler. Bir gece olur,
1000Kitap
Reklam
yorgunum hepsi bu
Bazı insanlar gece başlarını yastığa koyduklarında yalnızca uyurlar.Hiçbir yüz çıkmaz karşılarına, hiçbir kırgınlık çökmez göğüs kafeslerine. Sanki incittikleri insanların sesi onlara hiç ulaşmazmış gibi derin bir sessizliğe gömülürler. Ben bunu hep merak ettim; insan nasıl olur da kırdığı bir kalbin ağırlığıyla değil de bomboş bir vicdanın hafifliğiyle uyuyabilir? Ben bazen yapmadığım şeylerin bile yükünü taşırken,siz nasıl yaptıklarınızı unutabiliyorsunuz? Henüz yaşanmamış ihtimallerin bile vicdan azabını çekerken ben, siz yaşanmış gerçeklerin içinden bu kadar sakin nasıl geçebiliyorsunuz? Bir insanın gözyaşını görüp hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmek nasıl bir alışkanlık? Hangi karanlık insanın içini bu kadar susturabilir. Bazı geceler vardır insan sadece yatağına değil, kendi içine de uzanır. İşte en zor olan da budur. Kendi içine uzandığında orada yüzleşmeler vardır. Söylenmiş ağır sözler, yarım bırakılmış insanlar, zamanında tutulmamış eller vardır. İnsan bazen sırf birini kırmış olabileceğini düşündüğü için bile sabaha kadar uyuyamaz.Bir cümlenin tonunu düşünür, bir bakışın ağırlığını hatırlar, “Acaba canını yaktım mı?” diye kendini sorgular. İşte vicdan biraz da budur; insanın kendi mahkemesini gece sessizliğinde kurmasıdır. Ama insanlar sanki kendilerine hiç dönüp bakmadan yaşıyor. Arkalarında bıraktıkları yıkımlara rağmen aynada hâlâ kendilerini haklı görebiliyorlar. Bir kalbi paramparça edip sonra kahvelerini aynı huzurla içebiliyor, aynı şarkıları neşeyle dinleyebiliyorlar. İnsan bazen buna şaşırıyor. Çünkü ben henüz yapmadığım bir şey için nefes alırken utanırken bile içim daralırken siz koskoca insanların hayatlarında açtığınız yaralarla nasıl bu kadar rahat nefes alabiliyorsunuz? Belki de en yorgun insanlar en vicdanlı olanlardır. Çünkü
Su gibi
Şimdi sen "su" olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez... § İnanıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... § Unutma; Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece!.. § Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; "su nasılsa burda, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürler... Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! § Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler; Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamanda... § Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün.
Alıntı
Gazel-i Eylem
Söz ile âlemde çoktur şöhret bulan nice cân, Eylem ile fark olunur insân-ı kâmilân. Dil bir gülistân, nakl ile açar her gonca gül, Amma ki fiil olmadan solup gider nihân. Söz bir seferdir, yolunu gösterir harita misâl, Eylem yürüyüşdür, menzile eriştirir insân. Nice kelâm söylenir, göğe yükselir sedâ, Amma ki amel olmadan kalır hepsi yalan. Ey gönül, söz ile övünme, fiil ile yaşa sen, Çünkü eylemde gizlidir hakîkat-i imtihân. Şems-i Zeynep
SÖZLERİN ÖTESİ 10. Fasıl – Ölüm
Ölüm, bir nihayet (son) değildir. Bir inkıta (kesilme) da değildir. Bir intikal (geçiş)tir. İnsan ölümü uzak zanneder. Lâkin ölüm, insana en yakın olandır. Zira her nefes, bir eksilmedir. Her eksilme, ölüme yaklaştırır. İnsan ölümü düşünmekten kaçar. Çünkü onda bekā (kalıcılık) vehmi (kuruntusu) vardır. Kendini devam edecek sanır. Hâlbuki devam eden, kendisi değildir. Dünya, insana kalıcılık hissi verir. Bu his, en ince aldanıştır. Zira fânî (geçici) olan, kendini bâkî (kalıcı) zannetmeye meyillidir. Ölüm, bu zannı kırar. Lâkin bu kırılış, ansızın olur. Hazırlık kabul etmez. İnsan der ki: “Daha vakit var.” Hâlbuki vakit, hiçbir zaman verilmez; alınır. Ecel (takdir edilmiş ölüm vakti), gecikmez. Ne bir an ileri gider, ne bir an geri kalır. İnsan ölümü uzak gördükçe, hayatı gevşek yaşar. Ve gevşek yaşanan hayat, boşa geçirilmiş bir emanet olur. Ölüm, hatırlayana ağır gelir. Unutana ise ansızın gelir.
1000Kitap
Reklam
Reklam