• Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    İçtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, nerdesin diye

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlayacağım


    Ümit Yaşar OĞUZCAN
  • Âlem, üç şeyin mecmuundan ibarettir: Varlık, düşünce ve hareket.

    Bunların hepsini kendinde toplayan insan, üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır: Hakikatın, hayrın ve güzelliğin.

    İnsan ruhunda bu üç şeye götüren üç yeti vardır: Zeka, duygu ve irade.

    Zeka üç yerde kullanılır: Kazanmada, hilede, ilimde.

    Duygunun üç dünyası vardır: Sanat, rüya ve sevda.

    İrade, üç âleme sığınma kudretidir: Hemcinsine, kendi samimiyetine ve Allah’a.

    Bu üç yetinin birlikte ve ahenkli olarak barındığı kalp, üç şeyin mahfazasıdır: Aşkın, ümidin ve imanın.

    Üç şeyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır: Çocuğu, tabiatı ve zalimle kavîden başkasına itaati.

    Üç kişiye acıyınız: Zenginlikten sonra fakir düşene, şerefli iken zelîl olana, cahiller arasında kalan âlime.

    Üç nesneden her yerde kaçmalıyız: Yersiz şiddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten.

    Üç kişiden korkunuz: Merhametsizden, müraîden, mürtekipten.

    Üç musibetten uzaklaşınız: Zulümden, zelzeleden, ‘bilirim’ iddiasında olan cahilden.

    Üç kişiye el uzatınız: Hastaya, garibe, muhitinde anlaşılmayan bedbahta (bu yüzden kalabalığın arasında yalnız yaşayana.)

    Üç türlü davranış kaba ve sahtedir: Kendini belli eden sanat, nümayişçi ahlak, kendine güvenen dindarlık.

    Üç şey saadetin sırrıdır: Tevazu, kanaat ve ölümün eşiğinde sık sık dinlenme zevki.

    Dünya üç şeyle Cennet olur: Elden, dilden ve gönülden vermekle; Allah’ın kullarını ta’n etmeyip affetmekle; zalime zulmetmeyip hidayet yolunu göstermekle.

    Üç kişi karanlıkta kalmıştır: Aşkından çok talâkatını kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvasından lezzet almayan.

    Üç hâkimin hükmünde hata aranmaz: Kalbin, kaderin, ölümün.

    Üç yerde insan kendini tanır: Tövbede, zalimin kahrı altında, son nefesinde.

    Hayatın manası üç yerde hakkıyla anlaşılır: Aşk ile birleşen ümidde, vecd ile yapılan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte.

    Gözyaşının üç yerde lezzetine doyulmaz: Vuslatta, mağfirette, merhamette.

    Üç yerde insan Allah ile sohbettedir: Kalabalıktan incinmeyen yalnızlıkta, bir ümidsizin yüzünü ümidle güldürdüğü yerde, zalimin zulmü kendinden şükür taşırdığı anda.

    İnsanlar içinde kendini bilenler şu üç kişidir: Rüzgârı bile incitmeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah’ın emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakmayanlar.

    Üç türlü insan Allah’tan uzaktır: Rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar (hizmet ehli olmayanlar), duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar.

    Üç türlü insan Allah’ı göreceğinden müjdelenmiştir: Saf kalpler, gecenin karanlığında güneşi bulanlar, ölümü, hayatta iken, bütün hareketleriyle birleştirmiş olanlar.

    Üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir: İsteklerin, aklın, hayatın.

    Üç şeyden ayrılınca diğer üç şeye geçmede acele etmelidir: İnsanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyaya vedalaşınca uhraya.
  • "Bu krizi atlatmış gibi yapıyordum. İşte benim yalanım bu. Gerçek ise asla, şu anda bile, bunun etkilerini üzerimden atamamış olmam."
  • İslam emrettiği bir şeyi orta yerde bırakmaz.Onun sınırlarını en güzel şekilde çizerek,insanların hevalarıyla baş başa bırakmaz.Bir şeyi Allah subhanehu ve teâlâ emretmiş olsa dahi,onu istediğiniz ortamda yerine getiremezsiniz.Allah’ın emirlerinin icra edildiği ortamlar da, o emirler gibi temiz olmalıdır.

    Namaz Allah’ın subhanehu ve teâlâ emridir.Yeryüzünün her yeri ‘temiz’ olmak kaydıyla bu ümmete mescid kılınmıştır.Bu işe tahsis edilmiş mescidler en şerefli ve Allah’ın en sevimli mekanlarıdır.Mescidler dahi bozuk amaçlarla kurulduğu vakit orada namaz olmaz.

    “Zarar vermek,inkarı(pekiştirmek),mü’minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşını gözlemek için mescid edinenler ve:’Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenler (var ya),Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.Sen bunun (böyle bir mescidin) içinde hiçbir zaman durma.Daha ilk gününden takva temeli üzerine kurulan mescid,senin bunda (namaza ve diğer işlere) durmana daha uygundur.Onda,arınmayı içten-arzulayan adamlar vardır.Allah arınanları sever.” 9/Tevbe,107-108

    Müslümanlar zarar,küfür ve tefrika üzere kurulmuş bir mabedde,dinin temeli olan namazı dahi kılamazlar.Çünkü temiz olan eylemler,temiz olan mekanlarda rızaya muvafakat eder.

    Acaba “Oku!” emrinin icra edileceği -bu cürmü işleyenlerin zannına göre- kurumlar hangi amaç ve hedefler gözetilerek kurulmuştur ? Bu sistemin ve kurumların sahiplerinden dinleyelim ...

    Milli Eğitim Kanunu (Madde 2): “Türk milli eğitiminin genel amacı,”Türk milletinin bütün fertlerini,Atatürk ilke ve inkılâplarına ve Anayasada ifadesi bulunan Atatürk milliyetçiliğine bağlı,Türk milletinin ahlaki,insani,manevi ve kültürel değerlerini benimseyen,koruyan ve geliştiren,ailesini,vatanını,milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan,insan haklarına ve anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik,laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye’ye karşı görev ve sorumluluklarını bilen ...”

    Milli Eğitim Genel Amaçları (Madde 5): “Milli Eğitim amaç ve ilkeleri doğrultusunda,öğrencilere Atatürk ilke ve inkılâplarını benimsetme,Türkiye Cumhuriyetinin anayasasına ve demokrasinin ilkelerine... İnsan hakları,çocuk hakları,başkalarının haklarına saygı ... Birey olma bilinci kazandırabilmektir.”

    Şimdi soralım: Neden buralara ‘Tağutlara kulluğun modern mabedleri’ dediğimiz anlaşılıyor mu ? Ve bu cürmü “Oku!” emrine mâl edenler;bu kurumların “Oku!” emri için münasip yerler olduklarından emin mi ?

    Sabit bin Dehhak radıyallahu anh anlatıyor:”Bir adam Allah Rasûlü’ne geldi:’Ben Buvane mıntıkasında bir deve kesmeyi adadım’ dedi.Allah Rasûlü:’Orada cahiliye putlarından,ibadet edilen bir put var mı ? diye sordu.’Hayır’ dediler.’Öyleyse adağını yerine getir’buyurdu.”

    Adak;İslam’ın yerine getirilmesini emrettiği ibadetlerdendir,ancak her mekanda bu emir icra edilmez.İbadet edilen putlardan ve cahiliye bayramlarından temizlenmiş mekanlarda ancak yerine getirilebilir.

    Allah’ın “Oku!” emrine binaen okulları imar ettiğini iddia edenlere biz de soralım:Bu emri yerine getirdiğinizi iddia ettiğiniz mabedlerde put ve şirk bayramları var mı ?

    Şayet varsa;sizler neden orada bulunuyorsunuz ? Okul ve put... Okul ve cahiliye bayramları... Kalbinde zerre hayat,vicdanında ise hayâ olan insanın yüzünün kızarmaması mümkün mü ? Buralar puthanelerdir.Bahçe de,sınıfta,koridor da,kitaplar da,dersler de,okul alet ve edevatıda,her yerde büyük tağutun putu vardır.Tazim edilecek şekilde yükseğe asılmıştır.Ve her sabah ona ibadet edilip,bağlılık yemini yapılır.Onun putunun önünde,saygı içerisinde,kıpırdamadan,hep beraber,aynı usül ve lafızlarla... Yaradan adına,bu ibadet değilse,ibadet nedir ? En katı mezhepler dahi namazda üç harekete müsaade etmişken,tek hareketin disiplin ve kınama,bazen de dayak nedeni olduğu bu törenin adı nedir ! Bu ibadet değilse,Mekke müşriklerinin Allah’a yaklaşmak adına,Allah’ın subhanehu ve teâlâ Salih kulları önünde yaptığı seremoniyi de şirk eylemi olarak adlandırmayın siyer okumalarınızda (!)

    Ya bayramlar ? Tağutları övdükleri gibi,onların İslam dinine zarar vermek adına yaptıkları eylemleri bayram ve etkinlik adına kutsarlar ... Bu bayramlar,cahiliye bayramları gibi eğlenceden ibaret değildir.Hazırlıklara belli bir zaman önce başlanır,bir plan ve program dahilinde yapılır.Özel geçit tâkı hazırlanır.

    Örnek olması açısından;Cumhuriyet’in kuruluşu bayram olarak kutlanır.İslam aleminin yas günü olması gereken bir gündür oysa... Sembol olduğu şey;İslam’ın yönetimden kaldırılması,yerine beşeri yönetime geçilmesidir.Bu,bayram olarak kutlanmaktadır! Tağut bu fiilinden dolayı övülmektedir.

    Bu tağutun helak olduğu gün yas tutulur.Buna yönelik etkinlikler yapılır.2007 yılının 10 Kasım’ında bir öğretmen çocuklara şu şiiri ezberletmiştir:

    Karanlığa güneşsin
    Bir sönmeyen ateşsin
    Sen ilahlara eşsin
    Benim sevgili atam

    Bu olay bir velinin fark etmesiyle basına yansımıştır.Tabi çocuklar ezberledikten sonra...

    Bunda şaşılacak bir şey yoktur.Sistem amacını açıkça ilan etmiş,bunu yönetmelikte belirtmiştir.Yapılan tüm etkinlikler ve müfredat bu doğrultudadır.Şaşılacak olan,işlediği cürmü Allah’ın subhenahu ve teâlâ “Oku!” emrine mâl edenlerin halidir.
  • Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
    Oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    İpince bir su gibi sızıyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
    Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
  • "Tıpkı iyi kalpli görünenin içinden kötülük planları yapabilmesi, kalabalıklar içinde yaşayan birinin içinden yalnızlık hissedebilmesi, çok gösterişlinin içi boş, kendisiyle alay edebilenin içinde zekasını saklaması gibi," dedi Umay ninem. Her şey kendi zıddını içinde taşıyordu,her şey, hepimiz!
    Buket Uzuner
    Sayfa 309
  • Seviyorum seni
    ekmeği tuza banıp yer gibi
    Geceleyin ateşler içinde uyanarak
    ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
    Ağır posta paketini
    neyin nesi belirsiz
    telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

    Seviyorum seni
    denizi ilk defa uçakla geçer gibi
    İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık
    içimde kımıldayan bir şeyler gibi

    Seviyorum seni
    Yaşıyoruz çok şükür der gibi