Eğer Kadınlar erkeklerin kendilerini tanımalarını, ama gerçekten tanımalarını istiyorlarsa, onlara derin bilgeliklerinin bir bölümünü öğretmeleri gerekir. Bazı kadınlar yorulduklarını, bu konuda zaten çok fazla şey yaptıklarını söyler. Naçizane fikrim şudur: Demek ki, öğrenmeye aldırmayan bir erkeğe ders vermeye çabalıyorlar.
Kadınlar genellikle bu türden bir dayanıklılığa ve derin doğalarını anlama çabasını sürdüren bir zihniyete sahip eşler ararlar. Böyle bir cevherden yapılmış bir eş bulduklarında, ona öbür boyu sadakat ve sevgi gösterirler.
Düşlerdeki bütün yaratıklar düş gören kadına kendi esas benliğini anımsatır: Yaga benliğini, Hayat/ölüm/hayat Ana'nın esrarengiz ve yoğun gücünü. Evet, Yaga gibi olmanın güzel olduğunu ve ona katlanabilmemiz gerektiğini söylüyoruz. Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığı ile buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.
Kadınların gücü konusundaki literatürün büyük bir bölümü, erkeklerin, kadınların gücünden korktuklarını söyler. Bense hep şöyle haykırmak isterim: "Meryem Ana! Ne kadar çok kadın, kadınların kendi gücünden korkuyor." Çünkü geçmişte kadınlara atfedilen özellikler ve güçler çok engin ve korkunçtur. Yaşlı Vahşi Güçler'le ilk kez yüz yüze geldiklerinde, hem erkek hem de kadınların endişeli bir yüzle ortadan sıvışmaları anlaşılır bir şeydir; onlara da hayır bütün gördüğünüz uçuşan pençeler ve ürkmüş kuyruklardır.
Eğer erkekler bir gün ona tahammül etmeyi öğrenecekse, kuşkusuz kadınların da ona tahammül etmeyi öğrenmeleri gerekir. Eğer erkekler bir gün kadınları anlayacaksa, kadınların da vahşi dişinin çeşitli biçimlerini onları öğretmeleri gerekecek.
Kadınların, yaptıkları resimler kabul görmese de, bir şekilde ruhu beslediler. Kadınların sanatları için ihtiyaç duydukları araç ve yerler için yalvarmaları gerekiyordu ve hiçbirini bulamadıklarında ise ağaçlarda, mağaralarda, ormanlarda ve dolaplarda kendi alanlarını yarattılar.
Dans etmelerineyse neredeyse hiç katlanılamadı, öyle ki, kimsenin onları göremeyeceği ormanda ya da gizli köşelerde veya çöpü boşaltmaya çıkarken dans ettiler. Süslenmelerine kuşkuyla bakıldı. Neşeli bedenleri ya da giyecekleri, incitilme ve cinsel saldırıya uğrama tehlikelerini artırdı. Sırtlarındaki elbiselerin bile onlara ait olduğu söylenemezdi.