Düşüncelere daldı... "Neyin nesi bu? Başkası olsa yapar mıydı bunları?" diye geçti kafasından. "Başkası, başkası... Nedir bu başkası?" Kendini " başkasıyla " karşılaştırmaya koyuldu. Düşünmeye başladı, düşündü, düşündü; böylece kafasında başkası hakkında Zahar'a anlattıklarının tamamen karşıtı bir fikir şekillendi. Başkasının bütün mektupları yazıp bitireceğini, kendisiyle başkası arasında bir çarpışmaya katiyen yeltenmeyeceğini, yeni bir daireye taşınacağını, planını tamamlayacağını, köye gideceğini kabul etmesi gerekti...
"Ben de yapabilirdim bütün bunları..." diye düşünüyordu. "Sonuçta yazı yazmayı ben de biliyorum; mektup yazmayı bırak, ondan çok daha akıllıca evrakları az mı yazdım! Nereye gitti bütün bunlar? Taşınmak da neymiş? İnsan yeter ki istesin! 'Başkası' röpteşambır giymez," diye ekledi başkasının karakter tahliline, "başkası..." Buraya gelince esnedi... "Neredeyse hiç uyumaz... 'başkası' hayattan keyif almaya bakar, her yere gider, her şeyi görür, her şeyle ilgilenir... Ya ben! Ben... 'Başkası' değilim!" dedi kederle ve derin düşüncelere daldı. Hatta kafasına bile battaniyenin altından çıkardı. O an, Oblamov'un hayatındaki en berrak, en şuurlu anlardan biri oldu.
Ansızın ruhunda, insanın hayatı ve insanın vazifesi hakkında canlı ve berrak bir fikir peyda olunca, bu vazife ve kendi hayatı arasında bir kıyas ortaya çıkınca, muhtelif hayati meseleler uyuklayan bir harabeye ansızın geri veren güneş ışığının uyandırdığı kuşlar gibi birbiri ardınca, düzensizce, ürkerek uçurtmaya başlayınca, korkuya kapıldı.
Kemale ermemişliği, manevi kuvvetlerinin gelişiminin durmuşluğu, her şeye engel olan ağırlığı yüzünden keder ve acıya kapıldı; başkaları dolu dolu yaşıyor ama onun varlığının daracık, acınası patikasının önü kocaman bir kaya ile kapatılmış diye kıskançlığa