Ezgi

"Elinden hiçbir şey gelmeyen insan olmaz, yemin ederim olmaz!" "Benim elimden gelmiyor işte!" dedi Oblomov. "Seni dinleseler ne polise dilekçe yazabilirsin ne de ev sahibine mektup; ama Olga'ya yazdın işte? Edatları, bağlaçları, filan da karıştırmadın? Kağıt atlas gibi, mürekkep İngiliz mağazasından, el yazısı okunaklı; değil mi?" Oblomov kıpkırmızı oldu. "Lüzum oldu mu düşünceler de çıkar ortaya dil de, bir yerlerde roman bile yayınlatır insan. Lüzum olmadı mı, elimden gelmiyor, gözlerim görmüyor, ellerim tutmuyor! Sen elinden bir iş gelme yetisini daha çocukluğunda, Oblomovka'da, teyzelerin, dadıların, amcaların arasında kaybettin. İşe, çoraplarını giymeyi bilmemekle başladın, yaşamayı bilmemekle bitirdin."
Sayfa 501 - İthaki·Kitabı okudu
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Oblomov neredeyse gözleri yaşararak, "neden böyleyim ben?"diye sordu kendine ve başını tekrar battaniyenin altına gizledi. "Neden?" Kendini gereğince, "başkalarının" yaşadıkları gibi yaşamaktan alıkoyan düşmanın ne olduğunu aradı ya, boşuna; içini çekti, gözlerini kapadı, birkaç dakika sonra uyku hali gene hislerini uyuşturmaya başladı. "Ben de... İsterdim..." dedi gözlerini güçlükle kırparak, "başka bir şeyi... yoksa tabiat mı böyle ezen beni... Hayır, tanrıya şükür... Yakınmak olmaz..."
Edebiyat
Düşüncelere daldı... "Neyin nesi bu? Başkası olsa yapar mıydı bunları?" diye geçti kafasından. "Başkası, başkası... Nedir bu başkası?" Kendini " başkasıyla " karşılaştırmaya koyuldu. Düşünmeye başladı, düşündü, düşündü; böylece kafasında başkası hakkında Zahar'a anlattıklarının tamamen karşıtı bir fikir şekillendi. Başkasının bütün mektupları yazıp bitireceğini, kendisiyle başkası arasında bir çarpışmaya katiyen yeltenmeyeceğini, yeni bir daireye taşınacağını, planını tamamlayacağını, köye gideceğini kabul etmesi gerekti... "Ben de yapabilirdim bütün bunları..." diye düşünüyordu. "Sonuçta yazı yazmayı ben de biliyorum; mektup yazmayı bırak, ondan çok daha akıllıca evrakları az mı yazdım! Nereye gitti bütün bunlar? Taşınmak da neymiş? İnsan yeter ki istesin! 'Başkası' röpteşambır giymez," diye ekledi başkasının karakter tahliline, "başkası..." Buraya gelince esnedi... "Neredeyse hiç uyumaz... 'başkası' hayattan keyif almaya bakar, her yere gider, her şeyi görür, her şeyle ilgilenir... Ya ben! Ben... 'Başkası' değilim!" dedi kederle ve derin düşüncelere daldı. Hatta kafasına bile battaniyenin altından çıkardı. O an, Oblamov'un hayatındaki en berrak, en şuurlu anlardan biri oldu. Ansızın ruhunda, insanın hayatı ve insanın vazifesi hakkında canlı ve berrak bir fikir peyda olunca, bu vazife ve kendi hayatı arasında bir kıyas ortaya çıkınca, muhtelif hayati meseleler uyuklayan bir harabeye ansızın geri veren güneş ışığının uyandırdığı kuşlar gibi birbiri ardınca, düzensizce, ürkerek uçurtmaya başlayınca, korkuya kapıldı. Kemale ermemişliği, manevi kuvvetlerinin gelişiminin durmuşluğu, her şeye engel olan ağırlığı yüzünden keder ve acıya kapıldı; başkaları dolu dolu yaşıyor ama onun varlığının daracık, acınası patikasının önü kocaman bir kaya ile kapatılmış diye kıskançlığa
Edebiyat
İyi insanlar, hayatı, zaman zaman hastalık, kıtlık, münakaşa ve yer yer de çalışma gibi muhtelif tatsız hadiselerle bozulan bir huzur ve miskinlik ideali olarak kavrıyorlardı. Emeği, atalarımızdan kalan bir ceza olarak kabul ediyorlardı ama sevemiyorlardı onu, fırsat varsa muhakkak kaçıyorlardı ondan, bunu mümkün ve gerekli görüyorlardı. Müphem zihinsel veya manevi sorularla katiyen karıştırmıyorlardı akıllarını, böylece daima sağlıklı ve neşeliydiler, böylece uzun yaşıyorlardı, erkekler kırk yaşında delikanlılara benziyorlardı, kocamanlar zorlu, ıstırap verici ölümlerle cebelleşmiyorlardı, inanılmaz uzun bir hayattan sonra donup kalarak ve son nefeslerini fark edilmeden vererek adeta sinsice ölüyorlardı. Eskiden insanların daha güçlü kuvvetli olduklarını söylemeleri boşuna değildir. Evet, gerçekten de daha güçlü kuvvetli; eskiden bir çocuğa hayatın anlamını kavratmak, onu hayata Bilge ve ciddi olsun diye hazırlamak için acele etmiyorlardı, onu kafasında soruların karanlığını doğuran kitaplarla boğmuyorlardı; sorular aklı ve yüreği yutar, ömrü kısaltır.
Edebiyat
Bu dünyevi tasarıların akıntısı için de kendisini kaybediyor ve bir o yana bir bu yana dönerek yattıkça yatıyordu. Yalnız ara sıra kesik kesik nidalar duyuluyordu: "Ah, Tanrım! Hayatın eli ensemde, her yerde yetişiyor."
Edebiyat