Sözün ağırlığı..
"Dilden dökülen kelimelerin bile bir karakteri, bir duruşu olmalı kanımca."
Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geceyi seviyorum; çünkü "hakîkât" en yakın "gece" tecellî ediyor, kanımca!
Felsefe
Kadınların erkek toplumuna karşı bu kadar irite duygular besliyor olmasını ve bununla da kalmayıp her yerde altını çizerek dile getiriyor olmasına karşın erkeklerin bu konuda susuyor olması durumu kabullenmiş olmaktan başka da bir şey değildir ve bence biz bu insanları yeterince aşşağılamıyoruz arkadaşlar, kanımca her iki toplulukta hatalarıyla ortada ama biz bunu sürekli genele yayıp ve bundan duyar kasmaya çalışırsak olmaz çünkü günün sonunda o iğrenç olarak gördüğün erkek topluluğuyla iletişim halinde olman gerekecektir. Dersin ki Mert şöyle şerefsiz Kerem böyle pezevenk anlarım ama sen erkeklerin hepsi şerefsiz sözünü kullanırsan kadınlığından sana geriye kalan sadece Mert ve Kerem’lerle sevişip tatmin olamayan kadın figürü olarak tanımlanırsın sürekli, yapma!
Felsefe
Tuhaf hipotezim
Bakınız şöyle tuhaf bir iddiada bulunacağım. Beyin yıkama diye bir şey bence vardır. Hatta çeşitleri vardır. Bir insanin beyni savaş durumunda, barış durumunda ve esir düstüğü durumda farklı şekillerde yıkanabilir. Misalen esir düştü diyelim. Kişinin sanıldığı gibi yoğun bir ideolojik propagandayla değil daha sinsi bir mekanizmayla beyni yıkanır. Nasıl mı? Şöyle ki kişi esir düşmüştür ve çeşitli aşağılamalara ve işkenceye maruz bırakılmaktadır. Bu durum öyle uzun sürmüştür ki tanrınin onu unuttuğunu düşünmeye başlamıştır. İşte tam bu raddede düşma bildiği karşıt görüşlü kimse ona ufak iyilikler yapmaya ve empatik davranışlar sergilemeye başlar. Bu şekilde karmaşık bilinçaltı mesajlar verir. Kurban da uzun süre acı çekip aşağılandığı için bu karmaşık mesajları icsellestirir ve karşısındaki kişiyle özdeşleşim kurar. Artik kendini haksız ve karşıtını haklı ve yüce algılamaya ve bu durumdan kurtulmak için karsıtina dönüşmeye başlar. Peki böylesi bir hazin akibete uğramamak için ne yapmak gerekir. Aslında hiçbir şey. Beyin yıkamaya karşı toplulukçu kültürler bireyci kültürlere göre daha direnç sahibidir. Kanımca bunun önemli sebeplerinden biri -sıkı durun- anne terliğidir. Yani bizim genelde şefkat ve merhametle bağlı olduğumuz annemiz bizi aslında kendine ve topluma olumsuz duygularini da samimiyetle sergileyerek bağlar. Ve bizi olası beyin yıkamalara karşı aşılar.
Zil Artık Ders İçin Değil, Vicdanlar İçin Çalıyor
Bizim olduğumuz zamanlarda okul zili çaldığında herkesin aklına ders zili gelirdi. Teneffüs ne zaman bitecek de biz ders başına geçeceğiz... Zil sadece bir düzenin sesiydi… Ama maalesef ki bu zil artık aynı anlamı taşımıyor Son zamanlarda okullar ile duyulan olaylar, yaşanan gerginlikler ve güven duygusu da haddinden fazla azaldı. Okul dediğimiz yer, aslında insanın en güven duyduğu yer olmalıdır. Okul dediğimiz yer saygının ve saygının en yüksek yeri olmalıdır. Ama maalesef ki eğitim de geldiğimiz noktada bunu göremiyoruz. Günümüz gerçekten de değişti. İnsanların birbirine sevgisi, saygısı ve en çok da bakış açısı değişti. Sabır azaldı, sevgi bitti. Eskiden bir öğretmen sınıfa girdiği zaman bir sessizlik olurdu herkes nerede nasıl konuşacağını, nerede nasıl davranacağını bilirdi. Bu sadece korkudan değil, saygıdandı. Öğretmen sadece ders anlatan biri değil, ailemizden biri olurdu kimi zaman. Bugün ise saygıdan eser yok ve insan işte bu duruma gerçekten de çok üzülüyor. Öğretmene olan bakış açışı değiştikçe, eğitimin değeri de değişiyor. Çünkü öğretmenlerimiz bugün kıymet görmezse eğitim de zarar görür. Çocuklar gördüğünü öğrenir. Evde, sokak da, çevrede ne görürse onu öğrenir. Saygı varsa saygı, sevgi varsa sevgi… İlgisizlik varsa ilgisiz büyür. Bu noktada hepimizin sevdiği bir oyuncu olan rahmetli Münir Özkul’un Hababam sınıfında söylediği çok güzel bir sözü vardır onu sizlerle paylaşmak isterim; “ İlkokul sıralarında çocuklarınızın eğitimiyle ne kadar ilgilendiniz? Onlarla arkadaş olup, onları anlamaya dertlerine, sorunlarına ortak ve yardımcı olmaya çalıştınız mı? Gerek öğretmenlerine, gerekse sizlere yani ana babalarına hatta memleketlerine faydalı birer insan olarak yetişmeleri için ne yaptınız? Görev ve sorumluluklarını kendilerine hatırlattınız mı? Bir
1000Kitap