Mayıs 1921’de Molly Burkhart’ın kız kardeşi Anna Brown, bir cinayete kurban gidiyor. Bununla başlayan Osage cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor. Refah içinde fakat huzursuz yaşayan Osage yerlileri, kendilerinin hedef alındığını anlamaya başlıyor. Cinayetlerin çözülüp katilin yakalanması için pek çok detektif tutup avukatlarla görüşüyorlar. Ancak bir süre sonra hem tanıklar hem de soruşturmada çalışan yetkililer ya ölüyor ya da şahitliklerini geri çekiyor.
“Sabırsız yerleşimciler, Osage’lerin bazılarını katletti, bazılarını kötürüm bıraktı, bazılarının kafa derilerini yüzdü. Bir Kızılderili İşleri ajanı, ‘Bu durumda şu soru akıllara geliyor: Bu insanların hangileri vahşi?’ demişti.”
FBI’ın doğuşu
Bu sırada 1924 yılında Soruşturma Bürosu Direktörlüğü görevine getirilen J. Edgar Hoover, kendi yöntemleriyle suçla mücadele etmeye başlıyor. Yeni bir ekip kuran Hoover, eskiden emrinde çalışan Teksas Korusucusu Tom White’ı Osage cinayetlerini çözümlemesi için ekibin başına getiriyor. Böylece Tom White, bu cinayetleri çözerken kayıtlı ve kayıtsız pek çok kişinin ölümünü ortaya çıkararak çoğu yetkilinin aslında görevini yapmadığını ve cinayetlerin üstünün kapatılması için uğraştığını keşfedecektir.
“Dünyanın hiçbir yerinde devletler yıkılmaz; ta ki vatandaşlar ‘Mahkemeleriniz adalet dağıtmıyor’ demeye başlayıncaya kadar.”
Belgelerle kanıtlanmış cinayet serisi
Tarihi kurgu severlerin beğeneceğini düşündüğüm kitap aslında belgelerle kanıtlanmış bir cinayet serisini ortaya koyuyor. Gazeteci David Grann, işlenen her cinayeti detaylarıyla araştırmış hatta kişilerin fotoğraflarını da paylaşmış. Bu fotoğraflı anlatım, hikâyenin yaşanmış olması sebebiyle okuyanı daha da ürkütüyor. Diğer yandan cinayete kurban gidenlerin ailelerinin öykülerine de yer veriliyor. Özellikle Molly