Ağalar, gelin siz bu davadan vazgeçin. Bu evi basmak demek, berbatlığımız demektir. Bizi darmaduman ederler. İçerde olan rezilliği ben de gördüm. Hiç şüpheniz olmasın ki, bu gece Zübükzade İbraam Bey'in evinde hükümet misafirdir. Bre ağalar, sizde hiç mi akıl yok? Gözlerinizle gördüğünüz şu rezilliği, hükümetten başka hangi kuvvet bu edepsizliği yapmaya cesaret edebilir? Bunu anca yapsa yapsa başımızdaki hükümet yapabilir. Yahu o ne kepazelik, tuuu... Görünce, birden anladım hükümet olduğunu. Efendi, kanunları çiğnemekten kim korkmaz? Hükümet... İşte bunlar da, hiç şüpheniz olmasın, halis hükümet...
Alıntı
ÇİFTE STANDART ve TEMSİLCİLERİ...
(...) Sanırız anlaşıldı: Balkondakiler, kendi koydukları kurallara kendileri uymasalar bile, altta kalanların hukukî vecibelere uygun davranmalarını ve kanun ve nizâm hâkimiyetinin sağlanmasını isterler, çünkü bu türlü bir kanun ve nizâm hâkimiyetinde kendi çıkarları sözkonusudur. Bu tıpkı, bir maden ocağında patronun ve muhafızların, orada çalışan kölelerin “huzur ve güvenlerini” bozucu davranışlarına müsamaha ile bakamayacakları bir durumdur. Demek oluyor ki, yurt içindeki kendi uygulamasını dışarıda kendine karşı yapılan bir uygulama olarak gören hain zümrenin, dış uygulamalar karşısında “çifte standart uyguluyorlar” diye ağlamaya bir hakkı olmadığı gibi, kendileri de o anlayışın ülkemizdeki temsilcileridir!.." [*]
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -VI-, 16 Mayıs 2014, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
HEPİMİZ EŞİTİZ AMA BAZILARIMIZ BİRAZ DAHA EŞİT!..
(...) 1990’ların ortasında emperyalizmin “demokrasi dayatması”nı ve onun yukarıdan aşağıya manzarasını anlatıyor. Tıpkı bugün. Ne tesadüf, bir maden ocağı örneği de var. Diyor ki, sen evinde vatandaşına arslan kesilirsen, mahallede sana arslan kesildiklerinde de ağlamaya hakkın olmaz! __Şöyle: "Netice şudur: Batı’nın demokrasiyi dayatması, herkesin eşit olarak haklardan istifade edeceği bir dünya bütünlüğü için değil, George Orwell’ın ünlü eseri “Domuzlar Diktatoryası”nda geçtiği gibi, “hepimiz eşitiz ama, bazılarımız biraz daha eşit” anlayışı çerçevesinde bir düzene boyun eğdirme zorbalığıdır. İşi biraz daha açmak istersek, bizdeki anayasa ve kanunların herkes için geçerli hükümleri önünde, sayısız “adamına göre muamele” örneklerini hatırlatmak yeter. Düşününüz ki, Genelkurmay -eski- Başkanı Doğan Güreş’in oğlu asker kaçağı, Savunma Bakanı Mehmet Gölhan’ın oğlu asker kaçağı; ama “boğazına kıl kaçtı” hesabı uyduruk bir raporla askerlik mükellefiyetinden kaytaran bu çocuklar, bunu dünya âlem bilirken, hukuku da kendilerine uyduran babaları sayesinde halk çocukları ile “kanun önünde eşit” oluyorlar. Başbakan Tansu Çiller’in oğlu, annesinin yalısının karşısında asker; yâni biraz daha asker!.. Şu ân Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in, kardeşi, yeğeni, kayınbiraderi, velhasıl sülâlesi, 30 yıl bin bir türlü para yolsuzluğuna bulaştı, Demirel’in kendi adı yolsuzluk olaylarına karıştı, ama alayı tertemiz!.. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğulları, kızı, karısı ve sayısız maiyeti sayısız dalaverelere karışarak menfaat temin ettiler; küçük oğlunun arabasını kullanan ve şantaj yoluyla para sızdırmak için giden ekipte bulunan bir polis, aldıkları ihbarı değerlendiren ve kimin önünü kestiklerini bilmeyen bir polis ekibini taradı, bir komiser öldü, üç polis yaralandı…
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -VI-, 16 Mayıs 2014, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
"EGEMENLİK HALKINDIR" BOŞ BİR GEVEZELİK!..
(...) "Oysa, halkın halk tarafından idaresi ve milletin hakimiyetinden bahsetmek, boş bir gevezeliktir; kavramı mânâsının katiyetiyle ele alırsak, hakiki demokrasi hiçbir zaman mevcut olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacaktır. Çok sayıdakilerin az sayıdakileri idaresi tabiî nizâma aykırı olduğu gibi, işin garibi, daha çok idare etmeye talip olanlar tarafından ileri sürülen demokratik talepler, onlar iktidara gelince de, idare edenlere mahsus imtiyazlarla zırhlanarak istenmez olur. Ve tabiî ki, “kanun önünde eşitlik ilkesi” de, her zaman idare edenler lehine bozulan bir ibredir..." [*]
HUKUK EDEBİYATI, -Nizam ve İdare Ruhu-I-, 28 Haziran 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Hukuk-Edebiyat
Geçmişi anmanın büyük faydası, yabancının dostluğuna inanmanın asla doğru olamayacağını göstermesindendir.Yüzyıllardan beri insan kardeşliği davaları güdülmüş, filozoflar, peygamberler, bilginler, şairler bu davayı savunmuş, fakat sosyal kanun olan "milletler savaşı"nda en küçük değişme olmamıştır. Kardeşliği telkin eden Isa'yı Tannı'nın oğlu sayan Hristiyan katolik-protestan halinde, dindaşlarımı kardeş sayan Müslümanlar Sünnî-Şiî halinde birbirlerini boğazlamışlardır. İnsanları birleştirip tek devlet yapacağını, hattâ devleti de kaldıracağını ilân eden komünislerin akıttığı insan kanı ise insanlık tarihinde aşılması imkânsız bir rekordur. Gerçek bu iken, Türkiye'nin kaderinde rol oynaması muhtemel parti liderlerinin șu veya bu milletle kardeşlikten bahsetmesi, saf milletimiz için ciddî bir tehlikedir. Türk milleti, yukarı kademelerden gelen sözlere çabuk inanmakla ün yapmıştır. Bundan dolayıdır ki ona daima en katı gerçekleri söylemekte fayda vardır. Şartlar ve sebepler hazır olunca karşımızdakilerin bize karşı hemen birleşecekleri unutulmamalıdır. Navarin Baskını örnektir; ders olmalıdır. Şu da hatırdan çıkarılmamalıdır ki Türk milleti, Müslüman milletler de dahil olduğu halde, başkalarına antipatik gelen bir millettir. Bunun için Türk gençlerine sık sık geçmişi hatırlatıyoruz. Geçmişi hatırlatmak yarını düşünmemek için değil, yarının geçmişe benzememesine çalışmak içindir. Dünkü gerçekler yarın da gerçek olabilir.
Sayfa 72 - Ötüken·Kitabı okudu
Alıntı
İyi ki bugünleri görmedin...
Yön okadar milliyetçi ve yurtsever bir dergi ki Ziya Selışık'ın raporunda bahsedilen zararlı faaliyeti açıkla-makta sakınca görüyor. Haydi milliyetçilik şampiyonlu-ğunu ona bırakalım da kendisinin açıklamadığını biz söyleyelim: Bu zararlı faaliyet komünizm ve kürtçülük-tür. Gazetelere geçmiş; yerli ve yabancı uyruklu Kürtlerin hem Kürt devleti kurmak, hem de komünizm hususun-daki faaliyetleri mahkemeye düşmüş; kanunî unsur kifayetsizliğinden beraatla sonuçlanmış hatta bu sırada içlerinden Ziya Şerefhanoğlu adında biri Bitlis'ten senatör seçilmiş ve nihayet Askerî Yargıtay, bu Kürtçüler hakkındaki beraat kararını hem usulden, hem de esastan bozmuştur. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı Askerî Mah-kemesinde duruşmalarına yeniden başlanmıştır. Ziya Selışık'ın Kürtçüler hakkındaki yazısına gelince, ondan çıkan anlam şuaur: Milli Emniyet tarafından takib olunan ve Türkiye'yi parçalamak emelini güden Kürtle-rin komünist faaliyetleri hakkındaki deliller olgunlaşmış ve adliyeye götürülecek duruma gelmiştir. Kürtçülük hakkındaki faaliyetlerini adliyeye intikal ettirmekte ise şimdilik belki hukukî ve siyasî sakıncalar vardır. İşin komünizm yönü olgun hale gelmişken bu fırsatı kaçır-mayarak o cepheden harekete geçilmelidir. Bu böyledir. Yoksa Kürtçüleri Kürtçülükten dolayı değil de, uydurma bir komünizmden ötürü mahkemeye vermek diye bir şey yoktur. Nitekim işin gazetelere geçen safhalarında Kürtlerin her iki suçtan da yargılandıkları görülmüştür. Türkiye'de komünizm teşkilât ve faaliyeti kanun dışı bırakılmıştır. Şimdiye kadar yapılmış olan birçok tevkif ve muhakemelerde gizli "Türkiye Komünist Partisi"nin ele gelen gizli faaliyet programında "Müslüman azın-lıklardan Kürtlere ve Lâzlara Moskova'nın emri ve ida-resi altında olmak şartı ile istiklâl verileceği" açıkça yazılıdır. Bunu
Sayfa 49 - 50 (7 Ekim 1964), Ötüken, 15 Ekim 1964·Kitabı okudu