"Aşk" bu mu, sevda bu mu, hayat bu mu?
10/10
·240 syf.·
2026 18. kitabı
youtube.com/watch?v=ra-f3Ie... Gönlümün Nobel'lisi, ilişkilerin röntgencisi, aşkların (!?) ve de aşk sanılan duyguların piksel piksel fotoğraflayıcısı Kundera dedemden üçüncü kitabımı da bitirmenin haklı gururunu ve de mutluluğunu yaşıyorum. Sıra diğerlerine de gelecek elbet ;) Bu sefer öykü türünde bir yolculuğa çıktık Kundera dedemle. Ben de, her ne kadar dede olacak yaşta olmasam da, yaş almışlığımın getirdiği bilmişlikle çıktım yola ama o beni elbette ki kendi savrukluğuma bırakmadı. Yaşlı bir bilge gibi elimden tuttu, benden bir ayak boyu kadar önden, ama bir o kadar da yanımdan yürüyerek beni, gülünesi aşkların diyarında birkaç öyküyle tanıştırdı. Yedi kapıya uğradık bu yolculukta. Her kapı ayrı karakterlere, ayrı durumlara ve de ayrı sonuçlara açıldı. Yalnız bu yolculuklarda bir terslik vardı. Her ne kadar ayrı karakterlere, durumlara ve de sonuçlara uğradık desem de ben, bahsi geçen her karakter, yaşadığı duyguyu bir tek cümleyle ifade etmeye yemin etmiş gibiydi: Bunun adı aşktı. Hepsini dinledik, kah kızdık, kah üzüldük, kah birine, kah ötekine hak verdik... Fakat Kundera dedem her kapının kapanışında, her hikayenin bitişinde, yüzünde müstehzi bir gülümseme ile ayrıldı oradan. Bense olayların afallatışından mıdır bilmem, bu gülüşleri yersiz buldum. Yine de hürmetten soramadım da, ben bu kadar afallamışken sen ne görüp bu kadar gülüyorsun diye. Mazallah, sonra yolculuğumuz Hz. Musa ile Hızır'ın yolculuğuna dönebilirdi. Yolculuk bitti, Kundera elimi bırakıp beni bir sonraki yolculuğa kadar sorularımla baş başa bıraktı. Yüzündeki müstehzi gülüş silinmedi elbet, bu da beni iyice rahatsız etti. Fakat ona karşı değildi rahatsızlığım elbette ki. Beni, bunca farklı şeyle karşılaştırıp, sonrasında cevapları bana bırakıp
Edebiyat
Gülünesi AşklarMilan Kundera · Can Yayınları · 20141,203 okunma
..ve kapı açılır
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2006 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2006 00:00
Londra haritalarında bile yer almayan bir kasabadan, bir sandık dolusu GÜNLÜK elinize ulaşsaydı açıp okumaktan başka ne yapardınız ki? Gerçi bu günlükler çoktan elinize geçtiyse, bahsi geçen kasabalıların bile gözünü uçurumun tepesindeki Argo Villası'na dikmiş olduğunu çoktan bilirdiniz. Argo Villası'nın sırrı, onu keşfetmeye niyetlenmiş üç küçük çocuğun ellerinde ve bu çocuklar yıllardır açılmamış olan ZAMAN KAPISI'nın anahtarını ellerinde tutuyor. Peki kapıyı açmayı başarsalar bile kapının ardında saklanmış olan maceraya ulaşabilecekler mi? Küçük bir ipucu: Rotayı bir yürek dolusu HAYAL GÜCÜ belirliyorsa hiç bir şey beklendiği gibi gerçekleşemez.
Edebiyat
Ulysses Moore 1 - Zaman KapısıP. D. Baccalario · Doğan Egmont Yayıncılık · 2017850 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
İnsan bazı zamanlarda okumakta güçlük çektiği, okumanın sürekliliğini kaybettiği, gözün, günün, gönlün yorgunluğunun satırlara yansıdığı dönemleri olur. Kitaplar masada bekler, konularına göre tasnif edilmiştir, okunmak için göz kırparlar. Ama zaman olur ki eli gitmez insanın, gözü görmez, gönlü istemez. Böyle zamanlarda okunandan alınan keyif azalır, ilgi ve alaka zayıflar; okuma boşluk aleminde yankılanır. Okur insan ama boşlukta kalır her şey. Okuma eylemi sadece görüntüden ibaret hale gelir. Böyle anlarda insanın elini ısıtacak kitaplara ihtiyacı olur. O kitaplar ki okura yeniden okumanın şevkini getirir, yeni seslenişler sunar, yeni kitapların kapısını aralar. Okurun içini ısıtır ve onu yeniden sayfaların arasına çağırır. Okumanın nesnesi yazılı metin, kitap, dergi ve benzerleri olmakla birlikte (modern dünya bu nesneleri çoğaltmışsa da benim okurluğum yönünden bir çoğalmadan söz edemem), okumanın konusu bazen bizzat bu nesnenin kendisiyle örtüşür. Okur, kitabın hikayesini merak eder; kitap üzerine okur, kitabın hikayesine ortak olur, yazının ve okumanın serüvenine eşlik eder. Yazının ve kitabın tarihi, nesne olmaktan çıkarak bizatihi okumanın konusu olarak okurun önüne gelir. Bu başlık, yalnızca yazı ve kitapla sınırlandırılmayacak kadar geniş; alt başlıkları ise meraklısı için bir o kadar dikkat çekicidir. Kitap ve yazının çağrıştırdıkları denildiğinde akla ilk gelen kelimelerden biri kütüphanelerdir. Burada kastım, yalnızca resmî ya da özel kurumlara ait, günümüzde giderek anlamı daralan; sınav çalışılan yahut gezinti için uğranılan mekânlar değildir. Okur dediğimiz insanlar için kütüphane kurmak kadar, başkalarının kitap ve kütüphanelerine merak duymak, nitelikli bir kütüphanede bulunmak, havasını teneffüs etmek dahi büyük bir nimettir. Kütüphaneler
1000Kitap
Kitap Sevenler CemiyetiHalil Solak · Dergah Yayınları · 0149 okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 13:34
Canfeda konağının çocukları... Yarım kalmışlıkları.... Handan, Derviş Ali...... Halide, Nedim, Nihal.... Yazarın kalemi ile bu kitaptan başladık. Arkadaşlarım da ben de daha önce adını çok duyduğumuz ama hiç okumadığımız yazar ile bu kitapta tanıştık.. İyi ki de tanıştık.. Çok severek, duygulanarak okudum.. Bir çok bilgi de öğrendim.. Kesinlikle daha çok kitabını okumak istiyorum.. Canfeda konağı ve kapı ardında yaşanan tüm olaylar, hayatlar hep zihnimde olacak gibi.. Tirmizî nin yazdığı kitabı da okumak istiyorum.. Ressamın bahsi geçen hayatına, resimlerine de baktım.. Gerçekten çok sevdim kitabı... Okuyun, ertelemeyin....
Gece Açan ÇiçeklerTarık Tufan · Doğan Kitap · 20258,3bin okunma
10/10
·95 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
İlhan Dilek’in "Usta Bizim Hayalleri Siyah Poşete Koy" isimli bu çalışması, modern insanın yalnızlığını, hayal kırıklıklarını ve yeniden var olma çabasını samimi, yer yer melankolik ama umut dolu bir dille ele alıyor. Eser, kısa aforizmalar, şiirsel metinler ve sonunda bu duyguların ete kemiğe büründüğü "Çat Kapı Gelen Aşk" adlı uzun bir öyküden oluşuyor. ​Kitabın isminden itibaren (siyah poşet metaforu) "görünmemesi gereken", "çöp sayılan" ya da "gizlenen" hayaller teması hakim. Metinlerde sıkça geçen Eylül, sonbahar, ucu yanık kağıtlar gibi imgeler, doksanlı yılların naif ama hüzünlü atmosferine bir saygı duruşu niteliğinde. Bu bağlamda ben kitaba sağlamadan not bir 10 puan verdim. Tam bir başucu kitabı. Ha birde Haluk Bilginer'in okuduğu o çok meşhur 'hiçbir zaman anlamadı insanoğlu' adlı şiir bu kitaptan alınma. Eğer bir şey referans alınacaksa bahsi geçen şiir zaten tek başına bir kitap. Emeği geçen herkesi tebrik ederim. İlhan Dilek
1000k
Usta Bizim Hayalleri Siyah Poşete Koyİlhan Dilek · Mavi Nefes Yayınları · 202219 okunma
Tuz Kokulu Bir Lanet
7/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 164. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 16:23
Kitabın adı sizi yanıltmasın çünkü bu roman 12 Dans Eden Prenses masalının bir uyarlaması, belki hikâyeyi Barbie filmi olarak da tanıyor olabilirsiniz; şahsen ben o versiyonunu biliyordum. Elbette ki burada okuyacağınız şey daha karanlık ve yaşı biraz büyük kimselere hitap edecek türden bir kitap. Nitekim içinde ölüm tasvirleri, korku unsurları ve yine o tarz rahatsız edici içerikler mevcut. Hadi şimdi biraz da konusuna değinelim: Hikâye Salann Adaları’nda yaşayan bir dük ailesi ile başlıyor. Ortun Thaumas ve 12 kız evladı en önemli karakterlerimizden, tabii listeye dükün yeni eşi Morella gibi aile dışı eklentiler de dâhil olunca liste biraz uzuyor. Fakat bilmeniz gerekiyor ki adamın önceki karısıyla dört kızı vefat etti ve hepsini de denizin dalgalarına teslim ettiler. Salann Adaları’nda yaşayan Tuz Halkı, denize ve onunla bağlantılı bir tanrı olan Pontus’a tapar, hâliyle ölülerini de tuzlu su vasıtasıyla ona geri yollarlar. Biz ise son olan yani Eulalie'nin ölümü yüzünden gerçekleştirilen cenaze merasimi ile olaylara dahil oluyoruz. Şahsen ailelerine ait o yeraltı mezarı ve merhum için düzenlenen ritüeller hem çok güzel hem de tüyler ürperticiydi; zaten kitabın geri kalanında da hep benzer bir hava hüküm sürdüğü için pek çok açıdan hoş olmayan bir okuma deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. E bu kadar kişi peş peşe hayatını kaybedince doğal olarak insanlar arasından fısıltılar başlıyor ve herkes Thaumas ailesinin üzerinde bir lanet olduğuna kanaat getiriyor. Bizim ana karakterimiz olan Annaleigh, altıncı çocuk ve bir boy büyüğü dışında tüm ablalarını sırasıyla kaybetti. Evet, tuhaf bir şekilde hepsi yaş sırasına göre öldü ve en başta giden de anneleriydi. Küçük bir ayrıntı: Bunların geleneklerine göre her vefatın ardından 1 yıllık yas sürecine giriliyor. Ölümlerin
1000Kitap
Tuz ve Keder EviErin A. Craig · Epsilon Yayınevi · 2020337 okunma