Merhaba, bugün sizlere 𝕶𝖎𝖒𝖘𝖊𝖘𝖎𝖟𝖑𝖊𝖗 𝕮𝖔ğ𝖗𝖆𝖋𝖞𝖆𝖘ı kitabının yorumu ile geldim
6 Şubat depremi yaşadığımız kara günlerden biriydi ve o günleri kimse unutmaz, unutturamaz!
Hikayemizin anlatıcısı da o gün haberi aldığında İskenderu'na yola çıkmıştı. Kuzeni Ferit'i enkazından altından bir umut sağ çıktığını görmek için düşmüştü yollara..
Ama orası moloz yığınları ile doluydu.
Bulabilecek miydi? Ferit, sağ çıkabilecek miydi?
Herkesin eli kolu bağlıydı. Ekipler gelmeden kimse bir şey yapamıyordu. Orada beklerken görmüştü Ali'yi..
Ali, karısını ve kızını bekliyordu. Hikayenin anlatıcısı, yanına yaklaşıp hikâyesini sormuştu.
Ali, küçüklükten beri yoksulluk görmüş, geçirmiş biriydi. İranlıydı. Ailesini, çok küçükken kaybetmiş, yoluna kendi başına devam etmek zorunda bırakılmıştı. Esir kamplarından, ilticaya etmeye kadar pekçok şey denemişti. Her denemesi başarısız olsa da pes etmemişti. Hep yeniden, yeniden..
Yaşadığı coğrafya da kimsesizdi. Hep siyahı tercih ederdi. Ama bir gün onun hayatına da baharı getirecek biri olmuştu. Nahrin ile tanışmıştı ama onun Hristiyan olmasından dolayı cesaret edememişti.
İstanbul'a bir şekilde gelmiş ve bir yerden kapı açılmıştı ona.. Ali, artık farkediliyor ve hayatın sürprizlerine kayıtsız kalmıyordu. Nahrin ile yolları da yeniden kesişiyordu
Bakalım, Ali'nin hayatı ailesi ile mi yoksa yeniden kimsesiz mi devam edecekti?
Okurken boğazımın düğüm düğüm olduğu bir eser Çaresizlik, ne zor.. Saatlerce enkazın altından çıkacak bir canı beklemek bir ömüre bedel Ali'nin yaşadıkları hiç kolay olmadı ama hikayesi kurgusal olsa da bir şekilde bizlere ulaştı Sizlerde mutlaka okuyun, okutturun diyorum Kitapla ve sevgiyle kalın