kestirme yol
Issız ve karanlık ormana, dev bir pencere gibi açılan devasa ışıktı dolunay. Dolunayın ürpertici soğukluğunu, bedeninin tüm zerresinde hissediyordu. Açelya, kapkaranlık ormanda üstünde yırtık beyaz elbisesi ve çıplak ayakları ile karanlığı delercesine koşuyordu. Bedeni, ağaç dallarına çarparak acı içinde kendini ileriye doğru itiyordu. Boynunun, arkadan bir kuvvet ile geri çekildiğini hissetti ve peşinden tiz bir kopma sesi gelince sendeleyerek arkasına baktı. Karanlıkta gözüne yansıyan metalimsi ışığı fark etti. Kolyesi ağaç dalına takılarak kopmuş, ağaç dalında asılı bir şekilde sallanıyordu ama geri dönüp almaya vakti olmadığı için koşmaya devam etti. Ansızın ormanın derinliklerinden acı bir çığlık yükseldi. Korkudan titreyen vücudu, zamana karşı durdu. Yaşlı gözlerle etrafına bakındı. Rüzgârın uğuldayan sesi, ağaçların arasından sıyrılarak yarı çıplak bedenini okşadı. Hemen arkasından gelen ayak sesleriyle bir kez daha irkildi. Bedeni, sesin geldiği yöne dönmeye direniyordu. Tüm vücudunun titrediğini hissetti. Bedeninin iradesini eline almalıydı. Titreyen vücudu, ona itaat ederek arkasını döndüğünde korkudan büyümüş yaşlı gözlerinde hayat belirtisi yok gibiydi. Başını ellerinin arasına alarak korku dolu bir çığlık attı.
Ruhumda bir çocuk var hâlâ, Dizleri yara, kalbi suskun… Bir zamanlar gökyüzüne taş atar, dilek tutardı; Şimdi o taşlar içime düşüyor birer birer. Onun istekleri var hâlâ — Küçük, saf, ama paramparça… Bir gülüş, bir sarılma, bir “iyi ki” belki, Bense hepsini yetişkin ellerimle, Yaralı bir şekilde yerine getirmeye çalışıyorum. Bir kitap alıyorum ona, okumuyor; Bir umut dikiyorum içime, soluyor. Belki de geç kaldım diyorum, Belki de bazı dilekler yalnızca masumiyetle yaşar. Ama yine de deniyorum, O ağladığında kalbimden su damlıyor, Kendime değil, ona sarılıyorum; Beni affetsin diye…
Reklam
hatırlamayı unutmak, seyyidhan kömürcü
ali şiir yazıyor mu sevgilim ali de ayşe gibi salondaki peteği kapatıp kendi çapında şiir karalıyor mu ilaç alıp bunu düşünüyorum her şey ben tam uyumak üzereyken olmuş gibi net hatırlamıyorum ama kesin biliyorum seni sevmek bir suya götürdü beni bir suya gittim dönemiyorum insan bazen dönemiyor sevgilim her sabah dilinin altına bir sözcük daha bırakıp dönemiyor ben bir ilk tam uyumak üzereyken nerelerden ben bir ilk uyanır uyanmaz nerelerden dönemedim bir dağın belindeki ağaçları hınçla sallamak diye bir ilaç ambulanstan yol istemek adlı bir atak ve bir ay kadar koşmak bana iyi geldi bana iyi geldi ne demek sabahları bana içimdeki deşik etimdeki işaret sabahları bana son anda ölmemiş olmanın öfkesi sabahları bana sert sessiz harfler

Nedamet Dergisi

@venedamet
·
Peki ya sizin "Keşke bu şiirin anlamına bu kadar vakıf olmasaydım" dediğiniz şiir hangisi? akşam hüznümün soluk aynası vurdukça yüreğime kanım oynaşır derinleşir acısı parmakuçlarımın kırmızı bir ölümü görmüş gibi kanarım. yoruldum değiştirmekten kanını yüreğimin hergün yeniden başlayan çığırtkan bir şarkıyı söylemekten hergün yeni bir şarkı bestelemekten ben hüznün ben gölgemin kiracısı yeni bir ev değiştirmekten hergün gövdemle büyüyen hüznümle kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin dinlemiyorlar dinlemiyorlar şarkısını oy sustukça çoğalıyor tekliğim ah benim sıska yüreğim ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim ah benim
eskiden seni düşünmek güneşli ama serin bir bahçede, ağaca kurulu o salıncağa binmekti. yerleri döven üzümler, avurtlarımaca sokuşturduğum dutlar, yeşil bir ormanda yalandan ayağım takılıp düşmeklerden kucağına gelmekti, bir göle girmekti, çıkınca dondurma yemekti. sonra bir gün seni düşünmek kapkaranlık bir yere koydu beni. bir kalabalık evin küçücük kileri, kare bir pencere, oradan ciğerime saplanan birkaç ışık huzmesi, sesleri duymamak için yutkunmak, başımı ellerimin arasına alacak kadar bile güç bulamamak, sığamamak oraya, hiç bir yere sığamamak ama hem de küçülmek, küçücük olmak, bir mezar taşı oldu. akşamüstü, soğuk oldu. içim yanıyor diye mi bilmiyorum, sobayı yakmamak oldu. ama donmak, donmak, mimiklerimin, sesimin, kanımın ve ruhumun ve zihnimin donması oldu. sen kanlı canlı ve çok renkliydin. cam göbeğiydin, al kırmızıydın. birden gri oldun. dudakların mor oldu, rengin sarı. sen sıcaktın, avuçların sıcaktı, alnıma değen dudakların. birden buz gibi oldun. düşündüm o zaman, sandım sen herhalde hasta oldun. bir çorba koyayım dedim, bir tavuk haşlarım olmaz mı. şöyle bir güzel terbiye çırparım. yanında yatarım dedim, uyumam sabaha kadar. bal karabiber biraz da limon. kekik kaynatır odayı dolanırım dedim. bir tütsü yakar başında çeviririm. beni göndermeyin, beni görürse iyileşir dedim. kimse bana inanmadı. oysa sen inanırdın biliyorum. sen çocuk olmaktın. merhamettin. kıyamamak sakınmak korumaktın. öyle koşarken bir anda çarpınca kızmamaktın, kaldırıp kollarımdan etrafta döndürmektin. ne bileyim. cebimde hiçbir şey yok. sen şekerdin, paraydın, bilettin mesela, öyle atlayıp gitmektin, evdin, bir kiraz ağacıydın. kestiler o ağacı. canım çok sıkıldı. saçlarımı, sesimi kestiler. zaten bir daha hiç öyle cümlelerim olmadı. ölüm bir su gibi götürdü içimde dolup taşan
1000Kitap
Hatırlamayı unutmak
ali şiir yazıyor mu sevgilim ali de ayşe gibi salondaki peteği kapatıp kendi çapında şiir karalıyor mu ilaç alıp bunu düşünüyorum her şey ben tam uyumak üzereyken olmuş gibi net hatırlamıyorum ama kesin biliyorum seni sevmek bir suya götürdü beni bir suya gittim dönemiyorum insan bazen dönemiyor sevgilim her sabah dilinin altına bir sözcük daha bırakıp dönemiyor ben bir ilk tam uyumak üzereyken nerelerden ben bir ilk uyanır uyanmaz nerelerden dönemedim bir dağın belindeki ağaçları hınçla sallamak diye bir ilaç ambulanstan yol istemek adlı bir atak ve bir ay kadar koşmak bana iyi geldi bana iyi geldi ne demek sabahları bana içimdeki deşik etimdeki işaret sabahları bana son anda ölmemiş olmanın öfkesi sabahları bana sert sessiz harfler
1K
Okuyucu Yorumu
Zilan Erbek Arıkan Harese #Repost @tubisneokuyor with @use.repost ・・・ Herkese Merhaba 🪐 Bugün sizlere @zilan_erbek_arikan kaleminden #haresesoğukbedenler kitabının yorumu ile geldim🪶 Mart ayının ikinci korku ve gerilimi iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir kitap ile sizlerleyim.✨️ ওYaklaşık dört ay önce Karadeniz Bölgesi'nde bulunan, Rize iline bağlı, Dipsiz Kuyu köyü civarında sebepsizce beş kişinin kaybolması jandarmayı ayaklandırmış. Birkaç ay soruşturma devam etmiş fakat bir sonuç alınamaması durumunda, kayıp insanların ailelerinin baskısıyla İç İşleri Bakanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün olayı ele almasını istemiş. Polisler arama çalışmalarına devam ederken, kayıp arkadaş grubu ihbarı ile kayıp sayısı on beşe yükselmiş. Sonuç itibariyle olay ülke gündeminde yerini almış. Baskılar sonucu cinayet büro başkomiseri Bahoz ve ekibi olayı sessiz bir şekilde soruşturmak için olay yerine gelirler. Ekip civar köylere, Bahoz oraya yerleşir ve olayı çözmeleri için çalışmalara başlarlar. Bahoz aylardır ulaştığı bütün ipuçlarına göz attığında olayın köyün yakınlarında ki ormanda bittiğini farkeder. Ormanda bir şeyler olduğunu hissediyordur ve köyün çobanı ormana çağırdığında sona yaklaştığını düşünmüştür. Ama asıl hikâye şimdi başlıyordu... ওAile rutini haline gelen Karadeniz Bölgesi şelale kenarı kamplarına bu sene de büyük bir hevesle gelmişti Yekta ve ailesi. Çadırlarını kurmuşlar, ateşi ortalarına alarak yemeklerinin ve sohbetin keyfini çıkarıyorlardı. Sıra her sene olduğu gibi hikâye faslına gelmişti. İlk babası başlamak istediğinde korkunç bir hikâye geleceğini hissetmişti Yekta. Babası hikâyeyi o kadar korkuç bir şekilde anlatmıştı ki, daha fazla dayanamayıp yarıda kestirmişti kızı. Sinirle çadırana giderek kitap okumuş, ailesi çoktan uykuya daldığı sırada o da uyumak
Reklam
Reklam