Issız ve karanlık ormana, dev bir pencere gibi açılan devasa ışıktı dolunay. Dolunayın ürpertici soğukluğunu, bedeninin tüm zerresinde hissediyordu. Açelya, kapkaranlık ormanda üstünde yırtık beyaz elbisesi ve çıplak ayakları ile karanlığı delercesine koşuyordu. Bedeni, ağaç dallarına çarparak acı içinde kendini ileriye doğru itiyordu. Boynunun, arkadan bir kuvvet ile geri çekildiğini hissetti ve peşinden tiz bir kopma sesi gelince sendeleyerek arkasına baktı. Karanlıkta gözüne yansıyan metalimsi ışığı fark etti. Kolyesi ağaç dalına takılarak kopmuş, ağaç dalında asılı bir şekilde sallanıyordu ama geri dönüp almaya vakti olmadığı için koşmaya devam etti. Ansızın ormanın derinliklerinden acı bir çığlık yükseldi. Korkudan titreyen vücudu, zamana karşı durdu. Yaşlı gözlerle etrafına bakındı. Rüzgârın uğuldayan sesi, ağaçların arasından sıyrılarak yarı çıplak bedenini okşadı. Hemen arkasından gelen ayak sesleriyle bir kez daha irkildi. Bedeni, sesin geldiği yöne dönmeye direniyordu. Tüm vücudunun titrediğini hissetti. Bedeninin iradesini eline almalıydı. Titreyen vücudu, ona itaat ederek arkasını döndüğünde korkudan büyümüş yaşlı gözlerinde hayat belirtisi yok gibiydi. Başını ellerinin arasına alarak korku dolu bir çığlık attı.
Çocukluk yıllarını henüz arkamızda bırakmış olsak da çocukluğa özgü o umursamaz acımasızlıktan ya da hayatı siyah-beyaz gören ahlak anlayışından kurtulamamıştık. Gençlikte gri yoktur. Sadece iyiler ve kötüler, haklılar ve haksızlar vardır. Kurallar çok açıktır. Adına ahlak denen oyun parkının sınırları, tıpkı bir basketbol sahası gibi belirgin hatlarla çizilmiştir; neyin kurallara aykırı olduğu ve neyin ceza getireceği barizdir.
Yalnız yaşayan ve buraya geldiğinden beri yeniden yalnız kalmaya can atan biri için garip olsa da aniden kendimi yapayalnız hissediyorum... Ve bu hiç aşina olmadığım, alışılmadık bir his.