Kur'an'ın anahtarı ve özeti olarak kabul edilen Fatiha suresinde Ehlikitap zümrenin kronolojik açıdan birincisi olan Yahudiler 'Allah'ın gazabına uğrayanlar' (mağdubun aleyhim) olarak tanıtılmış, ikinci zümre olan Hıristiyanlar ise 'karanlığa gömülüp sapmışlar' (dâllîn) olarak damgalanmıştır. Bu nitelemelerin Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında olduğu Peygamberimizce ifade edilmiştir. (Tirmizî, Tefsiru'l Kur'an 1; İbn Hanbel, Müsned)
Hz. Peygamber, Kur'an'ın emri olmadığı halde, Fatiha suresinin namazların her rekatında okunmasını bir sünneti olarak ashabına uygulattı. Çünkü o surede, bir müminin, istemesi ve sakınması gereken her şey verilmiştir: Allah'tan başkasına tapmamak, O'ndan başkasından yardım istememek ve gazaba uğramışlarla dalalete düşmüşlerin izledikleri yolu izlememek. Fatiha suresinin bu şekilde günlük hayata mal edilmesi de bir uyarı biçimidir. En etkili, en uzun süreli, en hayati uyarıdır. Resuli Ekrem, bu sünnetiyle, ümmetini, hatta bütün insanlığı 'çok hayati bir teyakkuz durumu'nu sürekli korumaya sevk etmiştir.