"Dinde baskı/zorlama/tiksindirme yoktur... (Bakara 256)
"Yüz çevirirlerse, biz seni onlar üstüne bekçi göndermemişiz.Sana düşen, tebliğden başka bir şey değildir." (Şûra 48)
"Eğer rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların tümü mutlaka iman ederlerdi. Hal böyleyken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?" (Yunus 99)
"Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün. Üzerlerine musallat bir despot değilsin." (Gâşiye 21-22)
Kur'an, monoton ve monoglou bir dünyayı, tanrısal iradeye ters buluyor. Hiç kimse bir dine girmeye zorlanamayacağı gibi, girdiği dinin içinde de baskı ve zorlamaya maruz bırakılamaz. Baskı ve zorlama, ister işte olsun, ister dışta, bizatihi dinsizliktir. Dinsizlik araç yapılarak dine hizmet edilebilir mi?
Kutsal dil diye bir kavramın varlığını kabulün bizzat kendisi bir zulümdür. Kutsal dil diye bir değer yoktur.
Dil açısından öteki sapıklığının mimarları da Hıristiyan ruhban sınıfıdır. İncil'in Latince dışında bir dile tercüme edilmesini din dışı ilan ederek mukaddes kitap üzerinde kurdukları hegemonyayı sürdürmek isteyen engizisyoncu kilise kodamanları ne yazık ki bu şeytani zulüm ve desiselerini İslam dünyasına ihraç etmeyi de başarmışlardır. Bunun içindir ki, biz şunu ilan etmeyi bir iman borcu sayarız:
İslam ülkelerinde Arapça'yı kutsal ve dokunulmaz dil ilan eden anlayışlar Ehlikitap'tan bulaşmış bir sapıklıktır.
İslamı ırk dinine döndüren Arap-Emevi saltanat dincilerinin tarihe bıraktıkları en kahırlı zulümlerden biri de Arapça'yı kutsal dil ilan ederek, Arapça dışında bir dille ibadet yapılamayacağını kurala bağlamaları oldu. Bu zalim ve din dışı (yani dinci) kuralı fetvaları ve mücadelesi ile sarsan İmam-ı Azam Ebu Hanife, işte bu yüzden Arap Emevi ve Abbasi imparatorluklarının düşman hedefi olarak seçildi ve çeyrek asırlık zından ve işkence hayatından sonra da zehirlenerek katledildi.
"İnsanlar sizin herhalde kardeşlerinizdir; ya hilkatte (yaratılışta) kardeşinizdir yahut da dinde kardeşinizdir. Hz. Ali
"Yaratılanı severiz
Yaratandan ötürü." Yunus Emre
Allah'a giden yola en amansız pusuyu kuran ve dini içinden yıkarak insanlığı bunalıma ve onursuzluğa mahkum eden bir numaralı illet, riyakarlıktır. Bütün erdirici ve yaratıcı atılımların belini kıran ve insanoğlunu hiçliğe esir ederek ömür sermayesini boşa harcatan kahredici bir beladır riyakarlık. Bu belaya çarpılmış birey ve toplum kalıcı, huzur ve mutluluk getirici hiçbir değer üretemiyor. Çünkü riya, güzeli ve iyiyi öldürmekle kalmaz, güzele ve iyiye yönelik ümitleri de mahveder.
Kur'an'ın ve Son Peygamberin hayatının incelenmesi bizi şu sonuca götürüyor: Riyakarlıkla icra edilen en ideal ibadetlerden, samimiyet için de işlenen en büyük günahlar bile yeğdir. Çünkü birinci halde ibadetin karşılığı olmadığı gibi, ümit ve bekleyiş de silinir. İkinci halde ise ümit ve bekleyiş vardır. Çünkü eksiğini, günahını bilen kul, Allah önünde boyun büker ki, en emin kurtuluş yolu budur.
Bugün dincilik dediğimiz zihniyeti tahlil ettiğimizde karşımıza Kur'an'ın tanıttığı şirk çıkmaktadır. İkisinin ortak niteliklerini Kuran'dan izleyelim:
1. Allah'ın yanına yöresine yedik ilahlar koymak
2. Allah ile insanlar arasında yaklaştırıcılar kabul etmek (Zümer 3)
3. Allah ile insanlar arasında şefaatçılar kabul etmek (Yunus 18, Zümer 44)
4. Riya (Maun suresi)
5. Ecdatperestlik (Maide 104)