"Güzel düşünüp güzellikler sergileyerek ve özü sözü doğru bir halde İbrahim'in milletine uyarak yüzünü Allah'a teslim edenden daha güzel dinli kim olabilir?! Allah İbrahim'i dost edinmişti." (Nisa 125)
Nebilerde ortak özelliklerden biri olan evvahlık, Kur'an'daki îsar (başkalarını kendi benliğine tercih etmek) ahlakının en mükemmel örneğini oluşturur.
Eyvahlığın babası, Hazreti İbrahim'dir. Onun evvahlığı öylesine büyüktür ki, Cenabı Hak onu, bu yüzden 'bir ümmet' olarak nitelendiriyor. (Nahl 120) Çünkü o, bütün ümmetine yetecek bir ızdırabı tek başına üstlenmişti. Kur'an-ı Kerim onun bu ızdırabına şöyle temas ediyor:
İbrahim gerçekten yufka yürekli bir insandı herkes için a eder içini çekerdi yalvarıp yakarırdı (Hud 75, Tevbe 114)
"Allah'a çağırıp yakarıp barışa hayra yönelik iş yapan ve ben müslümanlardanım Allah'a teslim olanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!" (Fussılet 33)
"Kur'an, iyi insan ol ki, Müslüman olasın diyor, Müslüman ol ki, iyi insan olasın demiyor." İzzet Begoviç
Biz, sürü diyoruz ama sonsuzluk erlerinden Mevlana Celaleddin Rumi 'eşek sürüsü' diyor.
Eşek sürüsü, paranın, insanı yoksulluktan kurtaracağını ama eşeklikten kurtaramayacağını asla öğrenemeden, daha çok para kazanayım diye eşekler gibi tepinerek geçirir hayatını. Ve bir gün, eşekler gibi geberir. Ölmez, geberir.
Ölmek, saygın bir kavramdır ve insanca yaşayanların hakkıdır. Sürü mensubu, geberdiği için dış görünüşte süslü tabutlara konsada hakikatte eşek leşi halinde gömülür toprağa. Ruhu, sonsuzlaşmayı hak edemediği için göklere yükselemez. Daha doğrusu, ruhu olmadığı için göklere yükselecek bir yanı yoktur. Gübre olmaktan öte bir işe yaramayan fışkılar gibi toprağa karışıp gider. Binbir kötülük ve tepinme pahasına kazandığı paraları da başkaları yer...
Birinci Dünya Savaşı'nda 950.000 evladımız hayatını kaybetmiş, 1 milyon evladımız yaralanmış, 360 bin evladımız esir düşmüştü. Kuzey Buz Denizi'nde bile Türk esir vardı. En çok esiri İngiltere'ye vermiştik. 135.000 evladımız İngiltere'nin elindeydi. Bağdat'taki kamplarda toplayıp, trenle ve gemiyle Hindistan'a Burma'ya, bugünkü adıyla Myanmar'a göndermişlerdi. Demiryolu inşaatında çalıştırıyorlardı. 400 kişilik ilkel barakalarda kalıyorlardı. Sıtma ve ishal en sık görülen hastalıklardı. Kolera'dan ölen ölene idi.
Mısır'daki esir kampları Kahire ve İskenderiye'deydi. Kıbrıs'taki esir kampı magosa'daydı. Malta'da esir kampı vardı. s
Sibirya'ya bile gönderilmişlerdi, en çok ölüm orada yaşandı.
Türk esirler hakkında kitap yazsak en az 10 cilt olur. Ama maalesef bu konuda yazılmış kitap bile yok. Belgesel yok. Film yok. Dizi yok. Okullarımızda anlatılmıyor. Ders müfredatımızda yok. Kaç kişi hayatını kaybetti, bilmiyoruz. İsim listesi yarım yamalak. Maalesef, Türk halkının kendi esirlerinden bile haberi yok.
Kur'an vicdanının en büyük temsilcisi Muhammed İkbal, insan varlığını ve insanın yaratıcı kudretlerini tahrip eden bir numaranı belanın korku olduğunu iddia etmektedir. Ona göre, 'korku bütün kötülüklerin, bütün şerlerin kaynağı' olarak görülmelidir.
"Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüz yüze gelmeyeceklerdir." (Bakara 38)
"Onlar ki, Allah'ın peygamberlik beyyinelerini tebliğ edip O'ndan korkarlar, Allah'tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter." (Ahzab 39)