"Bir bahçeye giremezsen
durup seyran eyleme
bir gönül yapamazsan
yıkıp viran eyleme"
Yunus Emre'nin türbesini imha ettiler.
Mihalıççık'tan ayrılırken, yerli Rumların rehberliğinde sarıköy'e türbeye geldiler. Ömrü boyunca insan sevgisini anlatan o güzel insanın tee 600 yıl önce toprağa verildiği kabrini, dinamitle havaya uçurdular. Kinlerini alamadılar, gaz döküp, toprağını bile yaktılar.
Bilecik'i adeta haritadan sildiler. Köylerde canlı kedi bile kalmamıştı. İnsanlarımızın cenazelerini bile ateşe veriyorlardı. Camileri top mermileri ile yıkıyorlardı.
Kadınların memelerini kesiyor, bıçakla duvara saplıyorlardı. Yerli Rumlar hem Yunan ordusuna rehberlik yapıyor hem de katliamlardan sonra yağmaya ortak oluyorlardı. Soyulan evlerden daha fazla mal kapabilmek için eşlerini, çocuklarını beraberinde getiren, ailece yağma yapan Rumlar vardı.
Ertuğrul Gazi türbesi zaten enkaz halindeydi. Bir kadıncağızı sürükleyerek getirdiler. Türbede topluca ırzına geçtiler. Memelerini keserek öldürdüler. Oradan ayrılmadan önce kabire dışkılarını yaptılar.
Akçaabat köyüne dair uluslararası soruşturma raporunda, şu vahşet örneği anlatılıyordu: "5 köylüyü ağızlarına mavzer sıkarak öldürmüşler, ellerini bileklerinden kesmişler, alınlarına bıçakla haç çizmişler."