Aynı şekilde, bir Türkün yurdundan, tanımadığı bir kimse geçip ona «Ben senin misafirinim. Develerinden, hayvanlarından ve parandan (dirhemlerinden) şu miktara ihtiyacım var.» derse, Türk istediklerini ona verir. Eğer tâcir bu yolculugu esnasında ölür ve kafile geri dönerse, Türk, kafiledekilere, «Benim misafirim nerede?» diye sorar. «Öldü» derlerse kafilenin yüklerini indirtir. İçlerinden en akıllı tanıdığı tâcire vararak yüklerini onun gözü önünde çözer. Bir zerre fazlasız, ölen tâcire verdiği kadar, bu tâcirin paralarından alir. Aynı şekilde,bu tâcirin develerinden ve hayvanlarından, verdiği miktar da alır. Bu tâcire, «O, senin amcanın oglu (yakinin). Onun borcunu senin ödemen en münasibidir.» der. Kendisinden emânet alan adam firar ederse de ayni hareketi yapar. Emâneti geri aldigi tâcire «O da senin gibi müslümandı. Sen bu miktarı ondan al.» der. Eğer Türk, müslüman misafirine kervan yolu üzerinde dönerken rastlayamazsa onun nereye gittigini sorar, «O, nerede?» der. Gittiği yer hakkında bilgi edinirse, onu buluncaya, ona verdiklerini ve hediye ettiklerini geri alıncaya kadar arar.