İlk 30 sayfasını okuduğumda kitabı yarım bırakmak istedim. Başlangıcı beni çok sıktı. Yeşilçam etkisinde kalan bir başlangıçtı. Klişe cümleler, aşırı depresif ruh hali yeşilçam edasıyla ilerleyince okumaya devam etmek istemedim ama bu yazarın ilk defa bir kitabını okuduğum için bitirmeye karar verdim. Ortalara doğru biraz sardı. Hatta bir ara alıntı bile yapmayı düşürüp vazgeçtim. Son sayfalarında tekrar yeşilçam havasına girdi ve sanki bu yetmezmiş gibi bir dizi klişesi eklendi. Hepimizin her dizide gördüğü o acılarla yoğurulmuş esnaf abiler. Sürekli evlat ve yiğen lafını kullanırlar. (Ezel dışında hiçbir diziye yakışmıyorlar bence)
Anlayacağınız kitabi beğenmedim. Yine de yazarı araştırıp başka bir kitabına şans verebilirim.
1K üzerinde kayıtlı okunmasının 3 olması kitabın en azından 1K'da keşfedilmediği gösteriyor. Okunmaya değer bir kitap ve 30 sayfa okunduktan sonra artık daha fazlasını istiyorsunuz. Karakter iyi işlenmiş, yazarın pulitzer ödülüne aday olmuştur. Her ne kadar çocuk edebiyatı olarak geçse de yetişkinlere de hitap ettiğini düşünüyorum.
Lise okuduğum ve umarım sonunu yanlış hatırlıyorum diye tekrar okumak istediğim bir kitaptı ve sonunu doğru hatırlıyormuşum... İlk okuduğumda da beni çok üzmüştü aynı etkiyi gösterdi.
Okuyun, okutun!
Bir mesleğin işlevinin tersine döndüğü, insanların onları mutsuz edecek şeyler kaçtığı ve sadece mutluluğu yaşadıklarını zannettikleri bir ütopyada geçen bu roman birbirine hiç benzemeyen karakter ve tipleriyle mest etmiştir.
"İnsanlar benim lanetim."
Anlatıcının ölüm olduğu ve kısımların başlarında bölüm isimlerinin yazdığı son derece sıradışı bir yazım tekniğine sahiptir. Bir kitap hırsızının ikinci dünya savaşında başından geçen olayları anlatıyor. Rudy ve Liesel arasındaki dostluk ve diğer karakterlerlerin hikayesiyle güzel bir olay örgüsüne sahip olduğunu düşünüyorum.