Sultan'ın müzik ve marangozluğa çok önem verdiğini biliyordu ama nedense muazzam tarihi eserler hiç ilgisini çekmiyordu. Koskoca antik Bergama'yı ve diğer kalıntıları Almanlara hediye etmekten çekinmemişti. Kazı izni isteyen yabancılara, altın, mücevher çıkarsa benim ama taşları götürün dediği için Avrupa ülkelerine vagon vagon tarihi eser gitmişti. Antik kentler, Zeus tapınakları, altarlar, Pergamon, Truva, Afrodisias, heykeller adeta yağmalanmıştı. MusulKerkük neftlerinin giderek artan ve artacak olan öneminin
farkındaydı. Bu yüzden, neft bölgelerinin kendi devletinin
mülkü olması ile yetinmeyerek oraları şahsi malı haline getirmişti. Ne var ki Roma, İyonya, Karya, Frigya ve daha nice üst üste yığılmış medeniyetin başyapıtlarını zenginlik olarak görmüyordu. Atası Fatih Mehmed Han, Homeros okuyarak etkilendiği Truva'ya Hektor ve Aşil'in mezarlarını bulmaya gitmişti ama torunlarının pek azında bu tarih bilinci vardı.Sultan Hamid de onlardan biriydi işte.
Anadolu'nun Akdeniz kıyısı dört ana bölgeden oluşur; Yunanlar bu bölgeleri batıdan doğuya doğru sırasıyla Karya, Lykia, Pamphylia ve Kilikia olarak tanıyorlardı. İç kesimlerdeki dağlar Karya ve Lykia'da denize dik yamaçlar yaparak iner, fakat Pamphylia'da dar bir kıyı ovası bırakarak, kuzeyinde Pisidia'nın yaylalarıyla sınırlanmış halde, iç kesime doğru çekilir. Dağlar Kilikya'nın batısında tekrar denize kadar ulaşır, fakat o bölgenin doğu kesiminde içeriye iyice kavislenerek, "Cennet Irmakları" denilen Saros ve Pyramos'un [Seyhan ve Ceyhan] getirdiği millerin yarattığı muazzam bir alüvyon ovasına yer açarlar.
Herkes değişik bir bitki görmekten bile mutlu olabiliyor. Bense bir Karya kıralı gibi, görkemli yalnızlığımla, ancak tanrılarla konuşarak ara sıra, günbatımından mısralar emerek, bir başka yaşamanın içinde ateş saçan bir heykel gibi biraz da, öylece kalakalıyorum.