Merhaba vegan değilim ve kitabı hayvan hakları hakkında bilgimi geliştirmek istediğim için aldım. incelememi kısmen ortalardayken yazacağım belki ikinci bir tane daha eklerim. Öncelikle kitabın ilk 90 sayfası veganlığı diğer insanlara anlatmak üzere iletişim tavsiyeleri veriyor burasının bana henüz çok bir katkısı olmadı ancak ikinci bölümde düşük gelirli topluluklarda vegan aktivizmi üzerine ilginç yazılar var. Özellikle eklenen Türkiye'de dezavantajlı gruplarda vegan aktivizmi kısmını çok başarılı buldum eksiksiz bir şekilde her noktaya değinmişler, işte altyapı eksikliği olsun, bizim kültürel olarak bu ideolojiye uzaklığımız olsun vb. Daha ileri kısımlarda hoşuma gitmeyen iki nokta oldu öncelikle birincisi: ben köpeklerin (fırsatçı etçiller) ve kedilerin (ya da herhangi beslediğiniz et tüketen bir hayvanın) böyle bir etik duruşta bulundurulmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Köpekler için beslenme cinsten cinse tartışılır olsa bile kedilerde taurin aminoasidi yetersizliği körlüğe ve kardiyomiyopatiye sebep olabilir. Taurin dediğim aminoasit ise çok yüksek oranlı bir şekilde hayvansal besinlerden elde edilir. Kısacası herhangi bir kedinin hayvansal gıdadan arı bir diyetle beslenmemesi gerekiyor. İkinci muhalefet olacağım nokta ise sayfa 149da iki sunucunun arasındaki muhabbet üzerine.
Öncelikle tartıştıkları konu 2014te Robinson adındaki bir adamın kedi tekmeleyerek kamuoyunda infiale sebep olması üzerinedir. Sunucu 1, sunucu 2'ye şu ifadeyi kuruyor "sen et yediğine göre başka hayvanların ölümünde doğrudan rol alıyorsun o zaman robinsondan neden daha beter olmayasın?"
İnsanın kediye duyduğu empati ve yediği hayvana duyduğu empati doğduğu anda gelmedi, bin yıllar süren bir süreç sonucunda şekillendi ve genetiğine işledi.
Kediler ve köpekler evcilleştikleri süre
Kitabı oxumamısızsa axıra qədər oxumayın bunu.
Kitabı bitirdim və böyük boşluğa düşdüm. Murada çox pis oldum həqiqətən. Onun layiq olduğu son belə bir son deyildi… Kaş hər şey daha fərqli olardı. Mələk ətrafdakılardan sevgi axtarmaqdansa,Muradı görəydi və sevgisinə cavab verib,xoşbəxt olaydılar. Xeyli vaxt sonra bir kitab üçün ağladım. Həyat….
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Jack London, insanı vahşi doğanın karşısında çırılçıplak bırakan o amansız ve dondurucu evrenini, bu kez Alaska’nın uçsuz bucaksız beyazlığında geçen sarsıcı bir hayatta kalma ve gurur mücadelesiyle örüyor. Kitap, altının ve zenginliğin peşinden Klondike’ın o ölümcül soğuğuna gözü kapalı dalan beyaz adamın medeniyetten uzaklaştıkça geçirdiği zihinsel ve fiziksel dönüşümü, yerli halkların doğayla kurduğu o kadim ve saygılı bağla karşı karşıya getiriyor.
Yazar, insanın doğaya hükmetme yanılgısını ve kibrini, eksi elli derecede donan nehirlerin, uluyan kurtların ve sessizliğin ortasında birer birer kırıyor. Kar kaplı o çetin coğrafyada hayatta kalmanın kuralı kas gücü ya da teknoloji değil; doğanın dilini anlamak, sabretmek ve içgüdülere kulak vermektir. London’ın o alametifarikası olan yarı belgesel, sert ve bir o kadar da lirik dili, okurun teninde o dondurucu Kuzey rüzgarını bizzat hissettiriyor.
*Bir Kuzey Macerası*; sadece bir macera öyküsü değil; insanın kendi sınırlarıyla, yalnızlığıyla ve en ilkel korkularıyla yüzleştiği, medeniyetin sahte konforundan uzakta, doğanın o acımasız ama adil adaletini fısıldayan kısa, yoğun ve sarsıcı bir Jack London klasiğidir.
Bir Kuzey MacerasıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202425,4bin okunma
Eserde giyim ve tesettür konusu ele alınırken yalnızca şer'î ölçülerle yetinilmemiş, meselenin takva boyutuna da dikkat çekilerek okuyucuya önemli ölçüler sunulmuş.
Naçizane kanaatimce, Müslüman bir hanımın tesettürü mümkün mertebe takva hassasiyetiyle şekillenmelidir. Zira hanımların fıtratında bulunan örtünme duygusu, örtündükçe daha da örtünme hissine ve kişiyi hayâya yönelten bir hususiyet taşımaktadır.
Tesettür denildiğinde çoğu zaman yalnızca hanımlar akla gelse de, erkeklerin giyim ve kuşamındaki şer'î ölçüler de eser içerisinde ele alınmıştır. Bu yönüyle kitabın, eşler ve erkek kardeşler tarafından da okunmasının faydalı olacağını düşünüyorum.
Eserde yalnızca tesettür meselesi değil; haremlik-selamlık, yüzük kullanımı, kuru temizleme, kolonya gibi alkollü içerikli kokular, kozmetik ürünler, saç boyası, kaş aldırma ve dövme gibi günlük hayatta sıkça karşılaşılan birçok konu da açıklanmıştır.
Günlük yaşamda karşılaşılan pek çok meseleye İslâmî ölçüler çerçevesinde yaklaşan bu eser, hem hanımların hem de erkeklerin istifade edebileceği kıymetli bir kaynak niteliğindedir.
Okurken birçok konuda yeniden tefekkür etme imkânı bulduğumu da ifade etmek isterim.
Yolların kapandığı karlı bir Noel vakti, uzakta öğrenci evinde hasta yatan oğlunu alıp eve getirmek üzere yola çıkan Tom’un yolculuk hikayesi ‘Bilinmeyen Ülkede Yolculuk’. Belfast’dan Sunderland’a doğru karlı, fırtınalı bir havada gittiği bu yolda bir yandan geçmişine, hayatına dair çıktığı yolculuğa da eşlik ediyoruz. Bir telefon konuşması, bir şarkı veya bir anı ile bir pencere açılıyor ve oradan sızdığımız yerde Tom’un evlilik, ebeveynlik, sorumluluklar üzerine düşünceleri; pişmanlıkları, hesaplaşmaları, kaygıları var. Sayfalar ilerledikçe aile ile ilgili öğreneceklerimiz var. Üstelik de yazar, travmaları aile hikayesinin ortasına boca etmeyi seçmemiş, böyle metinleri daha çok beğeniyorum.
Tom karakteri fotoğrafçılık yapıyor ve kitapta yer yer bunun da hoşuma giden yansımaları oldu. Bir bölümde Tom’un ifadesiyle toplumsal meselelerde ‘bireysel acıların mahremiyeti’ ama bir yandan da bu fotoğrafların toplumsal etkisi üzerinde düşünüyor, ikonikleşmiş bazı kareleri hatırlatıyor bize. Başka bir bölümde fotoğraf ve zaman ilişkisi üzerine düşündürüyor, bu bölümler de kitabın hoşuma giden kısımlarından oldu. Fotoğraf ve zaman kavramı üzerine düşününce John Berger’ı da anımsadım kendi kendime. Yazarın bu konuda hoşuma giden bir cümlesini buraya bırakıyorum. Kitabın geneline bakınca da beğenerek okuduğum, heyecanlı olay örgüsü sunmamasına rağmen kendini ilgiyle okutan bir kitap oldu.
“İnsanlar fotoğrafları anlamıyor. Sanıyorlar ki fotoğraflar zaman içindeki anı donduruyor fakat gerçekte o anı zamandan kurtarıyorlar ve kameranın yakaladığı şey zamanın ileri doğru akışının dışına adım atıyor. Dolayısıyla o an daima var olacak, tam o saniyede nasılsa daima aynı şekilde yaşayacak, aynı gülümseme ya da kaş çatmayla, aynı renk gökyüzüyle, ışığın ve gölgenin aynı düşüşü, aynı
Kerem kaş'ın okuduğum ilk kitabı ama muhtemelen son olmayacak. Polisiye macera severler için çok güzel bir eser. Genel olarak beğendim. Sonu sürprizlerle dolu