Öncelikle şunu söylemek istiyorum: Bu kitap herkes tarafından mutlaka okunmalı. Çünkü bu kitap sadece Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatmıyor; bize yıllardır eksik anlatılan, yanlış öğretilen, bazen de özellikle görmezden gelinen bir liderin gerçek yüzünü gösteriyor. Kitap ilk başta Mustafa Kemal’in çocukluğu, ailesi ve hayatına dair temel bilgilerle başlıyor ama ilerledikçe öyle detaylar çıkıyor ki insan hayret ediyor. Ben Mustafa Kemal’in çocukken karga kovaladığını biliyordum ama dünyanın farklı yerlerinden bilim insanları getirttiğini, sanata ve bilime verdiği önemi bu kadar derin bilmiyordum. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir komutan değil; düşünen, üreten, geleceği yıllar öncesinden görebilen bir liderle karşılaşıyorsunuz.
Kitabı okurken savaşın çetin şartlarını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. O dönemin yokluğunu, çaresizliğini, halkın içinde bulunduğu karanlığı ve en önemlisi cehaletin nasıl büyük bir düşman olduğunu görüyorsunuz. Ben bu kitapta şunu anladım: Cahillikle savaşmak, cephede savaşmaktan bile daha zor. Çünkü düşman bazen sınırın ötesinde değil, insanların zihinlerinde oluyor. Ve Mustafa Kemal, yalnızca bir ülkeyi kurtarmadı; düşünce yapısını değiştirmeye çalıştı. İşte onu asıl büyük yapan da buydu.
Kitabın beni en çok etkileyen yanlarından biri ise Atatürk’ün dine bakış açısının anlatıldığı bölümlerdi. Özellikle dini yanlış anlatılar yüzünden Atatürk’e mesafeli duran insanların bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada dine düşman bir adam değil; dini çıkar için kullananlara karşı duran, insanların inancını özgürce yaşayabilmesini isteyen bir lider görüyorsunuz. Dünya’nın hayran olduğu bir lideri bize yıllarca ne kadar eksik anlatmışlar diye düşünmeden edemiyor insan. O yüzden özellikle Atatürk’ü sevmeyenlere bir soru sormak
#y:144963Bu kitabı ben çok uzun zamandır bekliyordum ve beklediğime değdi kesinlikle yazım dili bence çok güzel ve novella da geleceği için hikayeleri ve karakterleri daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.Acıların hükümdarı kadar olmasada ters köşe yedim ama sonu...Birazda buruk bir tat kaldı ağzımda çünkü beni kitap okumaya iten ve bunu bir alışkanlık haline getiren (2.)seriye veda etmek beni etkiledi açıkçası.Kesinlikle okunması gereken bir seriydi novellaları heyecanla bekliyoruz.(merak edenler için 1. Ve 2. Novella ekimde 3. Ve 4. Novella kasımda diye biliyorum Yağmur ablanın youtube kanalından bulabilirsiniz.)
bu sene Kasımda filmi geleceği için okuyayım dediğim, Açlık Oyunları serisinin son kitabı.
Kitabı yapay zekaya mı çevirttiniz? imkanı olan kesinlikle ingilizce aslını okusun, çeviri tat kaçırıyor.
Hasatta GündoğumuSuzanne Collins · Dex Kitap Yayınları · 2025869 okunma
Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine - I. Cilt ile beni tam 18 Kasım’da, o bitmek bilmeyen döngünün içinde bıraktı. Ama sakın aklınıza klasik, eğlenceli zaman döngüsü klişeleri gelmesin. Bu kitap; aksiyondan ziyade insanın varoluşunu, nesnelerle olan bağını ve dünya durduğunda bizim o dünyanın içinde gerçekte ne kadar yer kapladığımızı sorgulatan felsefi bir keşif.
Tara Selter’ın her sabah aynı güne, aynı dünyaya ama her seferinde daha da ağırlaşan bir "ben"le uyanışını izlemek müthiş bir yabancılaşma hissi yaratıyor. Zamanın sadece takvimden ibaret olmadığını, aslında zihinsel bir kütlesi olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Minimalist, sessiz ama yarattığı o klostrofobik atmosferle çok özgün bir metin.
Zamanın akışına değil de o akışın içindeki "insan olma" sancısına odaklanmak isteyenler için çok farklı bir deneyim. İkinci ciltte bu hesap nereye varacak, merakla bekliyorum..
Devamını bekleyecek olmak can sıkıcı, nedenini öğrenemeden bitti çünkü.Genel itibariyle sizi içine çekiyor kitap. Hatta her gün aynı olan bir şeyin, bu kadar sıkmadan anlatılması büyük başarı bence. Herkesin sevebileceği bir tarz değil, tekrar eden olay örgüsü hem zorlayıcı hem can sıkıcı gelebilir.
Ana karakterimiz Tara ve eşi Thomas kitap alıp satma işi yapan kişilerdir. Tara gezmeyi sevdiği için yurt dışına gitme işini o üstlenir ve Paris'e gider. 18 kasımda ortak arkadaşları Philip ve kız arkadaşı Marie ile güzel bir akşam geçirdikten sonra otele döner, uyur ama uyandığında gün yine 18 kasımdır. Ne yaparsa yapsın gün asla değişmez ve hep aynı güne uyanır. Zamanda sıkışıp kalan bir tek kendisidir. Başka herkes ilk ve son defa 18 kasımını yaşar ve bitirir. Tara ilk zamanlar her gün usanmadan bunu eşine anlatır, eşi ona inanır, çözüm bulmaya çalışırlar ana ertesi gün eşi hiçbir şeyi hatırlamaz. Bir süre sonra Tara bu durumu kendi başına halletmeye çalışır. Döngüyü kırmak için küçük şeyler dener ama hiçbiri sonuç vermez. Bu duruma alışan Tara, 18 kasıma adapte olur ve durumun hiç değişmeyeceğine inanmaya başlar. O yüzden kendi gününü farklı farklı yaşamaya başlar. Eşiyle arasına giren mesafe, dünyada tek başına kalmış hissi, varoluşunu sorgulama,sıkışmışlık, çaresizlik hisleriyle tam 365 gün geçiren Tara, başladığı noktaya geri döner ve durumu değiştirmeye döngüyü kırmaya karar verir. Kitap bu şekilde sonlanıyor.
Kitabı okurken monotonlaşan hayatımda benim de böyle olduğumu, her gün aynı şeyleri tekrarladığımı, zamanı genel olarak tek başıma geçirip gittiğimi düşündüm. Aslında ben de kendi 18 kasımımda sıkışıp kalmamış mıyım diye sorguladım ve biraz üzdü beni. Onun yerinde olsam ben napardım diye düşünüp, çok farklı şeyler buldum ama kendi hayatımda hiç de farklı
Herkese merhaba İhsan Kartoğlu’nu yıllardır çok severek takip ediyorum. Sosyal medyada paylaştığı içerikler bazen yüzümüzü gülümsetirken bazen de hüzünlendiriyor. Yazdığı ilk kitabı olan “Her Şey Bir Öğretmeni Sevmekle Başlar” kitabını çok severek okumuştum. Daha sonra çıkan çocuk kitaplarını da çok beğenmiştim. Çocuk kitaplarında öğrencilerine yer vermesi ve ordan elde ettiği gelirin bir kısmını onların eğitimine ayırması, öğretmenimizin ne kadar ince düşünceli olduğunu gösteriyor. Bu kitabını da merakla ve heyecanla bekliyordum ve nihayet bitirdim. Benim için içeriği çok özel bir kitap. Çünkü bende bir sınıf öğretmeniyim ve hani derler ya düşenin halinden düşen anlar diye tam olarak öyle bir yerdeyim. Okurken içim kıpır kıpır olan yerlerde vardı, üzülmekten kahrolduğum yerlerde vardı ama kitabın bana hatırlattığı en önemli şey: Umut.
Umut, eminim herkes için çok büyük bir kelime, çok anlamlı bir kelime fakat öğretmenler için bu kelimenin anlamı tahmin ettiğimden daha büyük olduğunu bu kitabı okurken fark ettim. Biz öğretmenler umudumuzu kaybedersek toplumda umudunu kaybeder. Toplumun bir sınıf mevcudu kadar olan kesimini biz öğretmenler yetiştiriyoruz ve o bir kesim büyüyüp kendi ailesini, çevresini, toplumunu oluşturacak. Kendi adıma umut dolu ve ahlaklı nesiller yetiştirmek için elimden geleni yapacağım.
Kitabı Fatmanur Çelik öğretmenimizi kaybettiğimiz dönemde okumuştum. Açıkçası karamsar bir düşüncedeydim. Çünkü toplum öğretmenini koruyamıyordu. Daha da acısı öğrencisinden koruyamamıştı…
Dilerim ki öğretmenlerin değerini; sadece 24 Kasım’da pahalı hediyelerden, şaşalı kutlamalardan, en pahalı hediyeyi kim aldı yarışlarından ziyade yürekten ve inançla ne kadar kıymetli ve önemli olduklarını her gün hatırlarız.