Yaver-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Buharî'de geçen bir ferman-ı mübarekinde eliyle göğsünü işaret ederek buyuruyorlar ki: "Takvâ buradadır!" En doğrusunu Allah bilir. Ben kendi payıma bu hadis-i şerifi iki şekilde anlıyorum:
1) Takva içten dışa başlayan bir iştir. Yâni evveliyâtla ihlâsını göğüste bulur. Orada sahicilik yoksa dışarıdaki kurgu hakiki takvâdan haber vermez. Ancak yapmacıklıktan haber verir.
2) Takvâ öncelikle ferdin yüküdür. İrâde sahiplerinin tek tek, birey birey, birebir sorumluluğudur. Yalnız ötesini/ötekileri sınanma konusu sayarak takvâlı olunmaz. Yâni "Dedem de hocaydı!" veya "Cemaatim var ya!" demekle takvâlı olunduğu görülmemiştir. Aksine, zaman, böyle okumalar sahiplerinin kitlesel olarak pek kolay günaha hücum ettiklerini göstermiştir.
Nitekim, ben, FETÖ'deki arızalardan birisini de böyle teşhis ediyordum: Âidiyetlerini o kadar yüceleştiriyorlardı ki birey birey Allah'a olan mesuliyetlerini düşünemez oldular. Göğüslerini unuttular. Bir emirle her şeyi arkalarına attılar. Bu sadece FETÖ'de değil bütün âidiyetlerde bir problem. İster bir partiye ister bir cemaate ister başka türden bir yapıya bu şekilde bağlanırsanız, yâni takvânın göğsünüzde olduğunu unutursanız, onun/onların yaptığı her şeyi doğru bulmaya başlarsınız.
Halbuki Müsned'de geçen bir başka Hadîs-i Şerifte de, Aleyhissalâtuvesselâm, Vâbısa radyallahu anh'a şöyle buyurmuştur:
"Vâbısa sen kendine sor. İyilik kalbinin rahat ettiği şeydir. Kötülük de kalbini ezen ve bir türlü yer bulamayan şeydir. İnsanlar sana ne kadar "olur" derse desinler sen kalbine danış..."
__Bu aslında takvânın, olgunlaşmış bir ferdin, daha doğrusu ferdiyetinde kemâle ermiş bir ferdin, halet-i ruhiyesi olduğuna delildir. Çünkü o Rabbiyle ilişkisinde kendisini birebir sorumlu