Yıllarca adını bildiğim bir yazarın yine bilindik bir kitabına tarzı itibari ile bunca sene hiç alıcı gözü ile bakmamışken Uysallar dizisi ile Hakan Günday merakım ve hayranlığım bir anda ortaya çıkıverdi. İlk romanı olduğu için ve de gözüm çokça aşina olduğundan hiç düşünmeden Kinyas ve Kayra’yı okumaya karar verdim. Kitap üç kısımdan oluşuyor, ilk kısımda hayal kırıklığına uğradığımı düşündüm ve yarım bırakmamak adına sabırla kitabı okumaya gayret ettim. Fakat sayfalar ilerledikçe ve hikaye yıllandıkça (çünkü okuduğum kadarıyla yazar bu kitabı birkaç yılda tamamlamış ) bambaşka bir şey gerçekleşti. Anlatı tarif edilemez kadar güzelleşti, yer yer bazı cümleler tespitler karşısında saygı ile eğildim, yazar kalemini hayatıma da değdirmiş gibi içime döndüm kendime sordum cevap aradım. Kitap bittiğinde ise çok başka bir şey oldu ve sokağa çıktığımda her köşe başında Kinyas’ı ya da Kayrayı göreceğimi sandım, çünkü hikayelerinin bittiği yerden bedenleri varoldu, roman bitti fakat karakterler dünyaya doğmuştu sanki, gözlerim uzunca bir süre onları aradı.