Sonunda kaderin hoyrat ve güçlü elleri en zayıf yerimden kıskıvrak yakaladı ve kendimi o kitabın esrarengiz sahibinin durdu ğu eşikte buldum. Her şeyin gerçekliğini sorgulama eşiği. Kendi varlığına yabancılaşma eşiği. Hayatın bulantı eşiği. İçimdeki yalnızlık hissi, karşıma çıkan her şeyi yok ediyor, zamanla geçeceği, hafifleyeceği yerde gittikçe güçlenerek hayatımı çepeçevre kuşatıyordu. Kafamı nereye çevirsem yalnızlığımla yüz yüze geliyordum. Sık ve kara ağaçlarla dolu bir yalnızlık ormanı. Anladım ki bu dünyanın tek hakikati insanın yalnızlığıdır, ötesini anlamaya çalışanların kalbinde sadece yorgunluk kalır. Didişmeyi bıraktım ve teslim oldum. Ne kadar küçük düşürücü de olsa kendime yenildiğimi kabul ettim. Yalnızlık insanın bu dünyada ödediği ağır bedeldir. Cehennemin bu dünya olduğuna inanmıştım, kalbim hayal kırıklıkları ve yıkıntılarla doluydu.
O sıralar hayatımdaki pek çok şeye anlam vermekte güçlük çekiyordum; en yakınımdaki insanlar bile sanki başka dünyalara ait, anlamadığım bir dilde konuşuyordu.