"Ben deli değilim"
9/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 128. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 01:00
İlk defa bu kadar güzel, ilginç ve farklı bir eser okuyorum. Muhtevası itibariyle kaç yıldır aradığım bir eserdi. Özellikle bu kitap için sahaf sahaf gezdim ve fiyatı yüksek de olsa hemen aldım. Kitap, akıl hastanesinde yatan hastaların yazmış olduğu şiirlerden oluşan bir derleme. O yüzden insanı hemen içine çekiyor.
Duygu ve Düşünce
İniltiKolektif · Matbaa Teknisyenleri Basımevi · 19641,575 okunma
Selda Uygur: Babalar ve Kızları
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
“Denizleri çok severim… Rüyalarım… Taşların rengi de gökyüzü gibi kasvetlidir… Bu her gece böyle olur…” Bu şiirsel sözler, Babalar ve Kızları’nın açılış sahnesinde yer alıyor. Türk Edebiyatı yepyeni bir kalemin doğuşuna tanıklık ediyor bir süredir. Selda Uygur, Fazlı Necip’in Ah, Anne romanını günümüz Türkçesine aktaran ve Türk Edebiyatından Örneklerle “Edebiyat ve Kıskançlık” adlı çalışmalarıyla tanınan akademisyen bir yazar. Romanında pek çoğumuzun ama özlemle ama kasvetle dalıp gittiği o ölgün deniz manzaralarını işlemiş sevgili Selda. Denizin verdiği huzuru ve aldığı canları okudum bu eserde ve babaannesini… O mistik heyecanları bilirsiniz elbette, ölülerle konuşmaktan bahsediyorum. Ölümün kokusunu bilmeyeniniz kaldı mı? Ah bazılarınız anlayacaktır beni; insan olmak, düşünebilmek ve farkında olmak ne zordur bilirsiniz -ölümün kıyısında yaşarken. Rüyalardan bahsediyorum, kaçmayın; bitmek bilmeyen döngülerden, büyük ve kederli nefeslerden ve gecenin en zor saatlerinde yaşanan o ani irkilişlerden, uyanışlardan… Şanslıysanız, gecenin bu saatinde, yanı başınızda birisi vardır ve o kişi size ne olduğunu sormuştur. Ya kimse yoksa? Ya kimse size bir şey sormamışsa? Ya kimsecikler sizi sarıp sarmalamamışsa? İşte o zaman üzülmekte haklısınız derim. Yazık. Çok Yazık. İşte sevgili Selda, rüyalarından uyanırken adeta denizde boğulur gibi oluyor, tasvir ediyor ve yaşıyor o anı. Peki, ama neden? Ölülerle dans ediyor çünkü ve ekliyor -unutmadan: “Ölülerle dans edebilen birini kimse üzemez.” Kelimeler akmaya devam ediyor. İstanbul’un o eski yokluklar içindeki halini okuyoruz. Ancak yine de bir umut var o yıllarda. Kavganın, hasretin, kaosun, sanatın, edebiyatın ve kalabalığın şehri İstanbul’da yaşanıyor Babalar ve Kızları’na dair ne varsa. Kıskançlığın kitabını yazmış olan
Babalar ve KızlarıSelda Uygur · Bilgi Yayınevi · 202255 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·144 syf.··
2026 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 07:55
şu ana dek okuduğum hiçbir kitabın incelemesini yapmadım, yapamadım. okuduğum bu son kitapta ahvalimin nedeni için bir deneme yapacağım. kitap bir danışma senasının diyalog ve iç monoloğu şeklinde ilerlediği için mesleki düşünerek okumaya başladım. Terapistin danışanına kurduğu cümleler kendimin alanda deneyimli birisi olmamasına rağmen üslup bakımından tarafıma 'korkunç' geldi. Örnek olarak terpistin "insanların hakkınızda ne dediğine bu kadar önem atfetmemenizi isterim." şeklinde kurduğu cümle etik açıdan doğru gelmiyor. Danışan bizim ne istediğimizle ilgilenmemeli, biz odağı danışanda tutmalıyız. danışanın "bir gün yeterince özsaygım olacak mı?" sorusuna "muhtemelen" şeklinde bir cevap vermek de uygun görünmüyor. Bu danışanın sorularının cevaplarını danışmanda aramasına sebebiyet verebilir ki bu da süreci öğretmen-öğrenci ilişkisine dönüştürebilir. İstenen hareket zannımca danışana sokratik sorgulama, kâr zarar analizi yaptırabilmektir. veya "kendimi iyi tanımıyor muyum?" diyen danışana "bence kendinizle çok ilgilenmiyorsunuz" demek yerinde değil gibi. Bunun yerine "kendinizi tanıyıp tanımadığınız konusunda bir bilginiz olmadığını söylediniz, sizce kendini tanıyan bir insan nasıl olur, size kendinizi tanımadığınızı düşündüren nedir?" gibi içerik yansıtmasının ardından seçilen bir soru yöneltilebilir ki danışanın uygun koşullarda konuşmasını teşvik edelim ve danışanın bilişsel çarpıtmalarını, şemalarını anlayabilelim. veya başka bir örnek; "... naziksiniz zaten, bu konuda yapabileceğiniz bir şey yok" demek danışanın kitaba göre halihazırda olan acizlik duygusunu sağlıksız şekilde devam ettirebilir. anlaşılacağı üzere kitabı okumalarım tepkili devam etti. ardından başka şeyler düşünmeye başladım. biraz kitap hk. araştırma yaptım. kitap otobiyografik yani kurgu
İnceleme
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Se-hee · Nova Kitap · 20248,5bin okunma
Hakikat Artisti miyiz ?
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 01:16
Karakoç her birimizin zihnine ve ruhuna birer keski veriyor ve bizi kendi kendimizin heykeltıraşı ilan ediyor. Ama buradaki en can alıcı soru: "O heykeli neyle yontuyoruz?" ​Eğer biz o keskiyi; ​Günümüzün popüler kültürüyle, ​Sosyal medyanın o sığ ve sahte parıltılarıyla, ​Sürekli tüketerek mutlu olacağını sanan o "maddi" dünyayla, ​Ya da sadece kendi egomuzu parlatma hırsıyla vurursak... ortaya çıkan heykel ne yazık ki bir "insan" heykeli olmuyor. O hayvani hırsların, maskelerin ve yapaylıkların heykeli oluyor. O zaman hakikatin değil, tamamen "modern dünyanın artisti" yani birer figüranı haline geliyoruz. Rolümüzü oynuyoruz ve sahneden çekiliyoruz. ​Oysa "Hakikat Artisti" olmak; dışarıdan gelen her türlü kire, pasaja, yalana ve sığlığa karşı uyanık olup, o zihindeki heykeli sadece ve sadece "Hakikat" ile (yani adaletle, dürüstlükle yani olması gereken vasıflarla) milim milim, sabırla yontmaktır. Bu bir sanattır çünkü akıntıya karşı kürek çekmeyi, ciddi bir estetik ve ahlaki kaygı taşımayı gerektirir. Her sabah aynaya bakıp şu soruyu sormak icâp eder o vakit; Ben bugün zihnimdeki o insan heykeline hakikat namına bir çentik mi attım, yoksa dünyaya yaranmak için ondan bir parça mı feda ettim? Çalışkan olmak, dürüst olmak, emaneti ehline vermek... Bunlar aslında insan olmanın en temel, en asgari şartları. Ekstra bir yük değil, fabrikat ayarlarımız. Hayat; bir ucunda mekanik gerçeklerin (iş, para, teknoloji, gündelik koşturmaca), diğer ucunda ise deruni ve ruhi boyutun (ölüm bilinci, anlam arayışı, ahlak) olduğu hassas bir denge terazisi. Karakoç’un felsefesi bu iki kefeyi de inkar etmez. Dünyadan tamamen elini eteğini çekmiş bir mistisizm önermez; aksine, dünyada aktif, üretken ve çalışkan olmayı emreder ama ruhu o mekanikliğe kurban etmemek şartıyla yaşamayı mâkul
GündönümüSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 2010785 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 76. kitabı
"Bu kitabın amacı birçok eski ve temel hakikati yeniden ifade etmek, açıklamak, sadeleştirmek, havalandırmak, yüceltmek ve sizi sarsıp bunları uygulamanızı sağlamaktır." #dalecarnegie #kaygılanmayıbırakyaşamayabak eserinde kendi yaşamına şifa bulmaya çalışırken bu alanda eksik olan ne varsa edindiği bilgi ve tecrübelerle, çevresinde kaygıyla baş edebilen birçok kişiyle yaptığı çalışmalarla bizlere de emir kipine girmeden tavsiyelerde bulunuyor. Bölümler halinde sıkmadan zamana yayarak okuduğum eser ufkumu açarken kitaplığımın başköşesine yerleşti bile. Kaygı yaşam boyu devam eden süreçte kaçınılmaz duygu ve biz bu duyguyla baş edebildiğimiz sürece daha sağlıklı bir yaşam bizi bekliyor. Bakış açımıza kazandıracağımız o minik püf noktalar çok kıymetli, tavsiye ederim. Reklam değil. "İnsan zamanını tarafsız ve objektif bir şekilde bilgi edinmeye ayırırsa kaygıları genellikle bilginin ışığında buharlaşıp yok olur." ~ "Kendinize en kötü ne olabilir diye sorun. Gerekirse durumu kabullenmeye kendinizi hazırlayın. Kabullendiğiniz bu en kötü durumu düzeltmek için sakince çalışın." ~ 'insanın kendi çabasıyla hayatını güzelleştirme gücünden daha umut verici bir gerçek yoktur. Eğer hayallerinize doğru güvenle yürür ve istediğiniz hayatı yaşamak için çabalarsanız hiç beklemediğiniz bir anda başarıyı yakalarsınız."
Kaygılanmayı Bırak Yaşamaya BakDale Carnegie · Mona Kitap · 20265 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 10. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 11:04
Sonunda tanıştık Yalom Bey'le. Çok sevilmesi, konuşulması beni irite ediyordu evet. Başlangıç olarak bu kitabı seçmemin sebebi, aşk yüzünden gelen danışanlarda ne yapacağımı bilememek sanırım. Bir hocaya akıl danışmak gibi düşünebiliriz. :)) Terapilerde beni en çok etkileyen şey, terapistin tümgüçlü olmaması, olamaması. Terapistin her şeyi çözememesi. Bu bana müthiş bir güven verdi. Deneye yanıla gidilen, kesin çözümleri olmayan, bazen ne kadar hırpalansan da çözüme tek başına erişemeyeceğin bir alanda çalışmak insanı yetersiz hissettiriyor. Bir hocadan bu yetersizliği duymak beni rahatlattı ve özgürleştirdi diyebilirim. Çünkü yetersiz hissetmek terapisti daha da çıkmaza sokuyor. Kaygı insanın elini ayağını birbirine doluyor. Her şeyde olduğu gibi, burada da mükemmel olamayacağını kabul etmek, başarının anahtarı sanırım.
Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi ÖyküleriIrvin D. Yalom · Remzi Kitabevi · 20199,4bin okunma