Sokrates’in savunması tarihin her döneminde olan bir şeydir aslında. Entelektüellerin toplum tarafından hor görülüp öldürülmesi. Sokrates ise kendini ölüme mahkum eden Atina halkına hayatının son dakikalarına kadar sadık kalarak cezasından caymamıştır ve Gerçek filozofun ölümden korkmaması gerektiğini savunmuştur.
Bu kitap dünyaya ve dünya tarihine olan bakış açımı tamamıyla değiştirdi. Marx her yönden kapitalist sistemin çürüdüğünü ve devrimin kaçınılmaz olduğunu 1848 manifestosuyla başarıyla anlatmış. Komünizme Mesafeli yaklaşan okurların mutlaka okuyup gerçek sosyalizmi anlaması gerek. Manifestonun son sözlerini okurken yaşadığım coşkuyu başka hiçbir kitaptan almadığımı da söylesem yeridir. “Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyleri yok, kazanacakları bir dünya var. Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!”
Eğer bir dine inanacak olsaydım yünan mitolojisine inanırdım. En azından hikayeleri manipüle etmeden eğlendirmeye çalışıyor. (Ama Dionisos/Bakhos’tan daha çok bahsetmesini isterdim)
İdeal devlet yapısını 2400 yıl önce ortaya koyan Sokrates ile bazı konularda bu kadar hemfikir olabileceğim asla aklıma gelmezdi ve Kitaptaki ideal devlet yapısının Sosyalizme olan benzerliği beni benden aldı.