emrek

Sophokles - Kral Oidipus - Spoiler
7/10
·97 syf.··
2026 8. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 00:22
Sophokles, Antik Yunan’a damgasını vuran büyük tragedya yazarından biridir. Sophokles M.Ö. 496 – 406 yılları arasında Atina’da yaşamış, siyasi olarak da aktif olmuştur. 120’den fazla oyun yazdığı bilinse de günümüze sadece 7 tanesi ulaşmıştır. Karakter psikolojisini derinleştirmenin ilk örneklerini eserlerinde buluruz. İnsan doğasını, ahlaki çatışmaları ve kader temasını ustalıkla işler. Bu yönleri ile Kral Oidipus, Sophokles’in kusursuz yapıdaki eseri olarak kabul edilir. Kral Oidipus, klasik Yunan trajedisinin en önemli örneklerinden biridir. Peki nedir tragedya? Tragedyalarda ana karakter genellikle kral ya da soyludur yani yüksek statülüdür. Kahramanın bir “trajik kusuru” (kibir ve öfke gibi) vardır. Olaylar aşama aşama felakete doğru ilerler. Seyircide katharsis (duygusal arınma) yaratır. Benim de yeni öğrendiğim katharsis kelimesine odaklanalım. Katharsis, izleyicinin korku (phobos) ve acıma (eleos) gibi yoğun duyguları yaşadıktan sonra rahatlama, arınma ve dengeye ulaşması demektir. Yani tragedya izlerken (ben hiç izlemedim, okudum sadece) kahramanın başına gelen kötü olaylara üzülürüz (acıma). Aynı şeylerin bizim başımıza da gelebileceğini düşünerek korkarız. Bu yoğun duyguların ardından içsel bir rahatlama ve boşalma hissi yaşarız. Hatta bazen “ben bu duruma düşmem, ben o hatayı yapmam” diyerek böbürleniriz. Sınavını vermediğimiz şeylerin masumu, zekisi, erdemlisi olduğumuzu düşünüp kendimizi yüceltiriz. Kötü olayların kendi başımıza gelmediği için seviniriz. Bizden daha kötü durumda olanları hatırlayıp mutlu oluruz. Hele bir de başkalarını eleştirirken, ahkâm keserken bize karşı çıkanların olmadığı bir ortam bulduk mu keyfimizden yanımıza yanaşılmaz. İşte bu sürece katharsis denir. “Kral Oidipus”u okurken katharsis’i hisseder insan elbette. Hem de M.Ö. 5.
Alıntı
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Arthur Schopenhauer-Okumak, Yazmak ve Düşünmek Üzerine
Puan vermedi·144 syf.··
2025 6. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2025 23:02
1788 yılında Danzig'de (bugünkü Gdańsk, Polonya) doğan Schopenhauer, 19. yüzyıl Alman felsefesinin en çarpıcı düşünürlerinden biridir. Önce ticaret eğitimi almış olsa da, babasının ölümüyle birlikte felsefeye yönelmiş ve akademik kariyere odaklanmıştır. Göttingen ve Berlin'de üniversite eğitimi almış, Kant ve Platon'un etkileri altında felsefi düsüncesini şekillendirmiştir Schopenhauer göre insan, iradesinin hayvansal güdüleri tarafından yönetilir ve insanın mutluluğa ulaşması imkansızdır. Sanata yönelim, estetik hazza ulaşma ideali ve arzuları baskılama gibi yollarla insan acısını azaltır, mutluluk eşiğine yaklaşır. Onun üslubu yalındır. Okurlarına çeşitli bakış açıları sunmak icin analizlerini hayatin derinliklerine kadar indirir. Okumak, Yazmak ve Düşünmek Üzerine adlı eseri, bilgi edinme, yaratıcılık ve entelektüel gelişim üzerine Schopenhauer’ın kendi görüşleri içerir. Kitapta, eleştirisel düşünmenin önemi vurgulanır. Bireyin sadece okuyarak varlığını gerçekleştiremez. Kendi aklını kullanmalı düşünmelidir. Bunun gerekliliği her satırda vurgulanır. Schopenhauer’a göre, fazla okumak bazen düşünmeyi engelleyebilir. Çünkü okur, kendi orijinal düşüncelerini geliştirmek yerine, başka düşünürlerin fikirlerine fazlasıyla bağlı kalabilir. Schopenhauer, yazmanın ciddi bir süreç ve entelektüel faaliyet olduğunu savunur. İyi bir yazar olabilmek için düşüncelerin her açıdan sorgulanması gerektiğini söyler. Ona göre, iyi bir yazı yalın, açık ve anlaşılabilir olmalıdır. Laf cambazlıklarından gereksiz süslü anlatımlarından kaçınmak, gerçekten değerli olan yaşama katkısı olan fikirleri ortaya koymak hayati önem taşır. 19. yüzyıla ait olan Schopenhauer´in görüşleri bugün bile geçerliliğini korur. Gereksiz bilgilerin boğuculuğu ve yanlış ve tembelsiz söylemlerin altında
Alıntı
Okumak, Yazmak ve Yaşamak ÜzerineArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20134,842 okunma
Jean-Paul Sartre – Bulantı ve Varoluşçuluk Felsefesi
Puan vermedi·226 syf.··
2025 4. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2025 12:13
“Bulantı”, Jean-Paul Sartre’ın 1938’de yayımladığı eser. Varoluşçuluk felsefesinin edebi bir yansıması olan önemli bir romandır ve bu roman, insanın varoluşu sorgulaması, anlam arayışı ve özgürlük düşüncesini temel alan derin bir anlatıya sahiptir. Neydi Bu Varoluşçuluk? Varoluşçuluk, özellikle 20. yüzyılda yaygınlaşan bir felsefi akımdır. Bilmeyenler icin 1900-1999 yılları arasına 20. yüzyıl diyoruz. Bu düşünce sistemine göre: İnsan doğuştan bir anlamla dünyaya gelmez, ancak kendi seçimleriyle bir anlam yaratır. İnsan tamamen özgürdür. Ancak bu özgürlük, büyük bir sorumluluk ve bazen de sıkıntı getirir. Hayatın somut bir anlamı yoktur: İnsan, evrenin anlamsızlığı karşısında kendi anlamını yaratmalıdır. İnsan, kendi varoluşunu sorguladığında bir rahatsızlık, boşluk ve anlamsızlık hissi yaşayabilir. Buna "Bulantı" duygusu (yani bu günlerde herkeste olandan) diyoruz. Sartre, bu felsefeyi "Bulantı" romanında başkarakter Antoine Roquentin’in içsel dönüşümüyle anlatır. Romanın kahramanı Antoine Roquentin, tarih üzerine çalışan bir yazardır ve Fransa'nın Bouville kasabasında yalnız bir yaşam sürmektedir. Marquis de Rollebon adlı bir tarihi figür üzerine bir biyografi yazmaya çalışsa da, zamanla yazıya olan ilgisini kaybeder. Roquentin, kasabadaki insanları gözlemler, onların hayatlarının sıkıcı rutinlerle geçtiğini fark eder ve toplumun ikiyüzlülüğünden rahatsızlık duyar. Eski sevgilisi Anny ile geçmişte yaşadığı aşkı hatırlar ve onunla tekrar görüşmek ister. Ancak, bu ilişki de ona bir tatmin sağlamaz. Roquentin, bir gün parkta otururken bir taş, bir kök veya bir ağaç dalı gibi sıradan şeyleri fark eder ve birden varoluşun tuhaf ve rahatsız edici olduğu hissine kapılır. İşte burada "bulantı" olarak adlandırdığı duygu ortaya çıkar. Her şeyin sadece "olduğunu" ve hiçbir
Alıntı
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 198128,1bin okunma
Sivil İtaatsizlik - Henry David Thoreau
Puan vermedi·88 syf.··
2025 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 16:18
Henry David Thoreau bir doğa bilinci olarak anılsa da, insanların toplumsal uyuşukluktan kurtulması yolunda somut adımlar atan nadir insanlardandır. Amerikalı bu filozof, 1849 yılında literatüre sivil itaatsizlik terimini kazandırmıştır. İnanır mısınız bilmem, Martin Luther King Jr. ve Mahatma Gandhi Thoreau’dan etkilenmiş ve Thoreau’nun fikirlerini geliştirmiştir. 1846 yılında Massachusetts Eyalet Hükûmeti, Meksika-Amerika Savaşı’nı ve kölelikle ilgili politikaları desteklemek amacıyla yetişkin erkeklerden sabit bir miktar vergi toplamaya başladı. Adına seçim vergisi (Poll Tax) denildi. Thoreau bunun federal hükümete destek anlamına geldiğini, haksız savaşların ve köleliğin bu vergiyle finanse edildiğini biliyordu. Bu sebeple vergi ödemeyi reddetti. Neticesinde hapse atıldı. Bir hayranı ya da akrabası tarafından verginin ödenmesiyle sadece bir gece kaldığı hapishaneden çıkarıldı. Vergiyi bilinçli olarak ödemediğinden, kendisi adına bu paranın ödenmesi onu çileden çıkardı. Vergiyi ödememek onun kendi seçimiydi ve sonuçlarına katlanmayı göze almıştı. Bir gecelik haksız hapis hayatından sonra ortaya Sivil İtaatsizlik (Civil Disobedience) çıktı. “Devletin adaletsizlik yaptığı bir yerde, doğru olan, yasa dışı olmaktır.” Thoreau, bireyin ahlaki değerleri doğrultusunda devlete karşı gelme hakkını savunur. Özellikle belirtmek gerekir ki bu itaatsizlik şiddet içermez, barışçıldır. Gandhi ve Martin Luther King Jr.’ın direnişleri de bilindiği üzere barışçıldır. Aslında bu yüzden oldukça değerli kabul edilir. Haklı ve kararlı bir direniş, kuvvet kullanma tekelini elinde bulunduran devlet mekanizmasına diz çöktürüyor. Böyle bir direnişin sergilenmesi ancak kararlı ve korkusuz iradelere sahip toplumlarla mümkündür ve saygıyı hak eder. Thoreau`nun, dünya genelinde adalet arayışının
Alıntı
Sivil İtaatsizlikHenry David Thoreau · Say Yayınları · 20182,893 okunma
Kırmızı Pazartesi (spoiler)
8/10
·112 syf.··
2025 16. kitabı
Diğer romanların aksine sonuç en baştan bellidir. Roman Santiago Nasar`ın öldürüleceği sabah başlar. Okuyucu dahil romanın geçtiği kasabada herkes Nasar`in öldürüleceğini, katilleri, hata cinayet aletlerini bile biliyorlardı. Dolayısıyla bu bir gizem romanı değildir. Kasabada yaşayan güzel genç kadın Ángela Vicario, zengin bir yabancı olan Bayardo San Román ile evlendirilir. Ancak düğün gecesi, kocasının evde bekaret işareti (kanlı çarşaf) bulamaması üzerine, Ángela aile evine geri gönderilir. Öfkeli aile önce Ángela sokağa çıkamayacak hale gelinceye kadar döver. Ve namuslarını kirleten kişinin ismini ister. Ángela, ailesini yatıştırmak için Santiago Nasar’ı suçlar. Romanın sonuna kadar bunun gercek olup olmadığını merak etsem de ama bu gerçek mi, yoksa Ángela´nin bir kurgusu mu, romanda hiçbir zaman kesinleşmez. nihayetinde Ángela’nın ikiz erkek kardeşleri olan Pedro ve Pablo Vicario, Santiago’yu namuslarını temizlemek adına öldürmeye karar verirler. Cinayet herkese duyurulsa da bazıları Vicario kardeşleri ciddiye almadı. Bazıları başkalarının müdahale edeceğini düsündü. Bazıları ise Santiago´nun ölümünü umursamadı. Yani toplum pasif bir cinayet isledi. Öyle değil midir zaten cenaze kendi evinde olmadıgı sürece gözyaşı dökmeyen uyuşmuş insanların tipik zihniyetleri. Hatta cenaze kendi evinde bile olsa uyuşukluğu geçmeyenlerin zihniyetsizleri şaşırtmıyor mu bizleri? Anlatıcı, yıllar sonra kasabaya dönen ve olayları tanıklarla konuşarak çözmeye çalışan isimsiz bir yabancıdır. Olaylar sondan başa, baştan ortaya, ortaya tekrar sona atlayarak anlatılır. Cinayetten habersiz tek kişi olan Santiago o sabah evinin sokağında Vicario kardeşlerin niyeti anlar, Evine girmeye çalışırken Vicario kardeşler onu sokak ortasında, vahşice bıçaklayarak öldürür. Bu cinayette herkesin
Alıntı
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma