Yaratma Cesareti,kendi kaynaklarımızdan nasıl yararlanabileceğimizi öğretiyor.Düşünsel destek sağladığını ve derin düzeyde bir kavrayışa adım adım götürdüğünü söyleyebilirim.Kaygıyı,çağın sorunu ve nevrozun en temel semptomu olarak ele alan yazar bu olguyu açarak şöyle bir söylemde bulunuyor:Değişimin kaynağı kaygıdan gelir.Kaygı içerisine gömülen insan bunalım anında yaratıcı gizilgücünü açığa çıkarır.Cesaret ise umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.Cesaretin bir paradoksu,kesin inanç ve şüphe arasındaki diyalektik ilişkidir.Yaratıcılık nevrozun ürünü değildir.Ancak kendi kültürüne bir başkaldırı olabilir.Toplum uyum içerisinde yaşayıp gitmek ister.Tekdüze ve yaratıcılıktan uzaktır.Günümüz teknolojisinin bize dayattığı gibi.Teknoloji de bir uyum örneğidir.Uyum isteriz.Çünkü aksi hâlde var olan elimizden kayıp gidecek ve yerine yenisini koyabilme çabası yüksek bir kaygı yaratacaktır.Yaratıcı edim,karşılaşma yoğunluğunu gerektirir.Sanatta,edebiyatta olduğu gibi.Bir ressamın eserini veya bir şairin şiirini yarattığında esin kaynağı olan işte bu karşılaşmadır.Kişilerin karşılaşma nesnesini (dünya) herkesten farklı algılayışlarıyla doğar bu ürün.Duygulanım ve us (bilinç) birleşince en iyi gözlem ortaya çıkar.Bu bilinç yoğunlaşmasıdır (Vecd).Bilinç yoğunken bütünleyici bir çözüme ulaşılmaz.Çözüm,üzerine düşünülen konunun çok uzağında bir yerde belki bir mola anında belki de başka bir işle uğraşırken çıkagelir.Bu noktada bilinçdışı süreçler işin içindedir.Farkındalık düzeyinin altında bir yerlerden fikirler aniden bilinç düzeyine gelir.Us dışı yaratıcı dinginlik ve gizli özgürlük içerir.Dogmatizm ve ussallıktan bağımsızdır.Sanatçı ya da şairin görüsü yokluktan varlığa veya anlamsız olandan anlam elde etmeye doğru bir süreçtir.Evrenin tanrı tarafından yaratılışında