Baba, diyorum, bir ara sazana gidelim. Babam, uzun uzadıya bizim barajlarda artık böyle büyük aynalı sazanların olmadığından bahsediyor. Yeryüzünde beni, "artık" kelimesi kadar hüzünlendiren başka bir şey yok. Tamam, ulan, diyorum, siz gençken güzelmiş her şey ama içimden diyorum. Bir de öyle atarlı değil HAŞA, imrenerek vesselam. Babam, gelişine anlatmaya devam ediyor. Bütün göllere İsrail sazanı saldılar, gibi gibi. Diğer balıkları, yerinden eden, gölün habitatını bozan, predatör, tatsız tutsuz, lezzetsiz ve kılçıklı, baksan ufak ama sevimsiz bir sazan türüne halk dilinde İsrail sazanı denmesini kültürel intikam değilse de Anadolu irfanı olarak açıklayabiliriz.
Duygular hayat denklemimizin bir parçasıdır, ama denklemin tamamı değildir. Bir şey konusunda kendimizi iyi hissetmemiz onun iyi olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir şeyin bize kendimizi kötü hissettirmesi de onun kötü olması demek değildir. Duygular sadece işaretlerdir, nörobiyolojimizin bize önermeleridir, emir değillerdir. Bu nedenle her zaman duygularımıza güvenemeyiz. Bana kalırsa onları sorgulama alışkanlığı geliştirmeliyiz.
Daha iyi bir yaşamın anahtarı daha fazlasına sahip olmaya çabalamak değildir; daha aza önem vermektir, gerçekten doğru ve o anda önemli olana aldırmaktır.