Herkes bir yakının cenazesinde hüngür hüngür ağlayıp kriz geçirecek diye bir şey yok. Acıdan gülüyorum ya da konuyu değiştirip başka sohbete bu yüzden çeviriyorum gülümseyip. Ölmediğine sanki çıkacakmış gibi inanmak istiyorum o ortamda. Herkesin ortasında ölüm gibi ciddi bir konuda trajediyi aniden olunca trajikomik gibi algılıyor beynim. Tepki yiyince sonraki bir cenazeye hazırlık ettim. Yine ağlayamadım. Birkaç gözyaşı damlayıp bitti. Minicik. Sadece donup boşluğa baktım yine gülmemek veya konuyu değiştirmemek için. Seslendiler. Bir şey oldu sanıp kaldırdılar. Yani gereksiz rol yapmak zorunda kaldım. Acımı bile kendi duygu sistemimle özgür yaşayamadım. Eve gittim. Hüngür hüngür ağladım birkaç gün sonra. Duygu geç geliyor ve toplu alanda ağlamakta güçlük çekiyorum. Bu yüzden vücudum ters işlem veriyor ağlayamayınca. Bir kere acılar içinde kıvranan yatağa bağlanmış kolon kanseri hastası öğretmenimin babasının hikayesi vardı. "Yatağa bağlanmış" kısmını duyar duymaz kendimi tutamayıp sınıfta yüksek sesle kısa güldüm. Aslında gülmek istemedim. Neden güldüğümü bilemedim ve herkes bana bakınca asık suratla suratımı düşürüp başımı eğdim.
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar?
Ağlamaktan mı karardı gözlerin?
Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin,
Şimdi nerden yaşardı gözlerin?
Hasta mısın, yorgun musun, nen var?
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar?
Rasûlullah ﷺ şöyle duâ ederdi:
“Allahım! Her türlü keder ve üzüntüden
sana sığınırım. Her türlü çaresizlik
ve tembellikten sana sığınırım.
Her türlü korkaklık ve cimrilikten,
eli sıkı olmaktan sana sığınırım.
Borç yükü altında ezilmekten
ve zorba insanların baskısı altında
kalmaktan sana sığınırım.” 🤲🏻
🪷 (Ebû Dâvûd, Vitir 32)