Birçoğumuz çocukluğumuzun acı resminin ötesini göremeyiz ve yaşadığımız olumlu, güzel şeyleri hatırlayamayız. Küçük birer çocuk iken hem bizi keyiflendiren, rahatlatan hem de bize üzüntü ve rahatsızlık verici zamanlar yaşarız. Ancak, bu rahatlatan anılar (Annemiz bizi beslerken onun tarafından kucaklandığımız, bizi temizlediği veya sallayarak uyuttuğu anlar.) genellikle hatırlanmaz. Bunun yerine, istediklerimizi alamadığımız veya yeterince sevgi alamadığımız acı verici anıları hatırlarız.
Bunun nedenleri vardır. Küçük birer çocukken, güvenliğimizin tehlikede olduğu veya bedenlerimizin savunmaya geçerek tepki gösterdiği deneyimlerimiz oldu. Sonrasında bu bilinçaltı savunmaları, dikkatimizi bizi rahatlatan şeyler yerine zor ve rahatsız edici olana yöneltti. Halbuki güzel anılarımız yalnızca duvarın diğer tarafında, ulaşamadığımız bir yerde yer alıyordu. Duvarın yalnızca bir tarafını görebildiğimiz için gerçekten hiç güzel bir şey yaşamadığımıza inanırız.
Aslında sadece ilkel savunma sistemimizi destekleyen bu anıları hatırlayarak geçmişi yeniden yazmış oluruz, bu savunmalar o kadar uzun süredir bizimledir ki artık biz bu savunmaların kendisi hâline geliriz. Bilinçaltı barikatının altında ebeveynlerimiz tarafından sevilmeye duyduğumuz derin bir arzu yatar. Ancak birçoğumuz artık bu duygulara erişemeyiz. Ebeveynlerimizle paylaştığımız sevgi ve şefkat dolu anları hatırlasak, kendimizi yeniden hassas, kırılgan hissedebilir ve yeniden incinme riskine maruz kalabiliriz. Dolayısıyla bizi iyileştirebilecek, şifa verecek anılar bilinçaltımızda engelledigimiz, saklı kalan bu anılardır.