Dilara Yolcu

Dilara Yolcu
@kedizeynaa
Didem Madak'ın daha fazla şiir kitabı bırakamadığı bir dünyayı pek ciddiye almıyorum
1973 yılında ABD Yüce Divanı Roe-Wade davasıyla birlikte kürtajı yasal olarak meşrulaştırdığında kadın, erkek ve çocuklar arasındaki ilişkilerin altında yatan temeller de benzer şekilde ifşa oldu. En yüksek mahkeme, kadınların kendileri adına konuşmalarını yasal hale getirip, yaşama ve ölüme dair sorumluluk almayı gerektiren karmaşık bir ilişki konusunda, onların karar alıcı bir ses olması hükmünü verince; birçok kadın, konuşma yetilerine müdahale eden güçlü bir iç sesin farkına varmaya başladı. Bu iç ses ya da içselleştirilmiş ses kadınlara, ilişkilerine kendi seslerinin eşlik etmesinin "bencilce" olacağını; belki de kendilerinin gerçekte ne istediklerini bilmediklerini ya da kişisel deneyimlerinin onlara ne yapmaları gerektiği konusunda güvenilir bir rehber olmadığını söylüyordu. Kadınlar, çoğunlukla istediklerini ya da düşündüklerini söylemelerinin, hatta bilmelerinin bile tehlikeli olduğunu -bunların başkalarının canını sıkacağını ve bu yüzden beraberinde terk edilme ya da misilleme tehdidi taşıdığını- düşünüyorlardı.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Dilara Yolcu

, bir kitap okudu
Puan vermedi·197 syf.·
2022 3. kitabı
Tomris Uyar
6.9/10 · 27 okunma
Birçoğumuz çocukluğumuzun acı resminin ötesini göremeyiz ve yaşadığımız olumlu, güzel şeyleri hatırlayamayız. Küçük birer çocuk iken hem bizi keyiflendiren, rahatlatan hem de bize üzüntü ve rahatsızlık verici zamanlar yaşarız. Ancak, bu rahatlatan anılar (Annemiz bizi beslerken onun tarafından kucaklandığımız, bizi temizlediği veya sallayarak uyuttuğu anlar.) genellikle hatırlanmaz. Bunun yerine, istediklerimizi alamadığımız veya yeterince sevgi alamadığımız acı verici anıları hatırlarız. Bunun nedenleri vardır. Küçük birer çocukken, güvenliğimizin tehlikede olduğu veya bedenlerimizin savunmaya geçerek tepki gösterdiği deneyimlerimiz oldu. Sonrasında bu bilinçaltı savunmaları, dikkatimizi bizi rahatlatan şeyler yerine zor ve rahatsız edici olana yöneltti. Halbuki güzel anılarımız yalnızca duvarın diğer tarafında, ulaşamadığımız bir yerde yer alıyordu. Duvarın yalnızca bir tarafını görebildiğimiz için gerçekten hiç güzel bir şey yaşamadığımıza inanırız. Aslında sadece ilkel savunma sistemimizi destekleyen bu anıları hatırlayarak geçmişi yeniden yazmış oluruz, bu savunmalar o kadar uzun süredir bizimledir ki artık biz bu savunmaların kendisi hâline geliriz. Bilinçaltı barikatının altında ebeveynlerimiz tarafından sevilmeye duyduğumuz derin bir arzu yatar. Ancak birçoğumuz artık bu duygulara erişemeyiz. Ebeveynlerimizle paylaştığımız sevgi ve şefkat dolu anları hatırlasak, kendimizi yeniden hassas, kırılgan hissedebilir ve yeniden incinme riskine maruz kalabiliriz. Dolayısıyla bizi iyileştirebilecek, şifa verecek anılar bilinçaltımızda engelledigimiz, saklı kalan bu anılardır.