banaremde

banaremde
@keenya
Lisans
ankara
9 okur puanı
Nisan 2018 tarihinde katıldı
Descartes, cisimlere ilişkin bilgimiz sorununa geri döner.Bir arı kovanından alınan bir parça balmumunu örnek verir. Belli şeyler duyular için açıktır: Balmumunun bal tadı vardır, çiçek kokar, duyulur belli bir rengi, şekli ve ebadı vardır,sert ve soğuktur, vurulursa ses çıkarır. Ama onu ateşin yanına koyarsanız, balmumu varlığını devam ettirmesine rağmen bu nitelikler değişir; bu nedenle duyulara görünen şey, balmumunun kendisi değildi. Balmumunun kendisi imgelem ile değil zihinle anlaşılan yayılım, esneklik ve hareketle oluşur. Balmumu olan şeyin kendisi duyulur olamaz;çünkü çeşitli duyulara bütün görünümlerine eşit ölçüde bulaşmıştır. Balmumu algısı “bir görüş, dokunuş ya da imgelem değil, ama zihnin bir teftişidir.” Sokakta şapkalar ve ceketler görünce ne kadar insan görüyorsam, o kadar balmumu görüyorum. “Gözlerimle gördüğümü düşündüğüm şeyi, zihnimde bulunan yargı gücüyle anlarım.” Duyularla edinilen bilgi karışıktır ve hayvanlarla paylaşılır; ancak şimdi balmumu giysilerinden soydum ve zihinsel olarak çıplak algılıyorum. Balmumu duyusal olarak görmemden, balmumunun değil,kesin olarak benim varoluşum çıkar. Dışsal şeylerin bilgisi duyularla değil,zihinle olmak zorundadır
Reklam
Artık çok geç, tek kesinlik bu, paramparçayız ve bir sentez tasarlamak bile elimizden gelmiyor, kendimizi tahayyül edemiyoruz, kendi sorumluluğumuzu üstlenemiyoruz, kendimizden kaçarak kendimizi arıyoruz ve bu kaçışın içinde kendi tutarlılığımızdan kaçış sanatını buluyoruz. Artık hiç durmayan hareket bizi parçalara ayırıyor, dağıtıyor ve biz zevkle bu duruma rıza gösteriyoruz, üzülmüş gibi yaptığımız şeyi alttan alta onaylıyoruz, en despotik düzenin içine sızmış bu kaos bize zevk veriyor, amaçlarımızın hilafına, özgürlüklerimizi ölümden alıyoruz.
Bir Tanrı varsa eğer kaos ve ölüm de O’nun şanları arasında yer alacaktır, eğer Tanrı yoksa, bu da aynı anlama gelir, o zaman kaos ve ölüm kuşaklar tükenene dek birbirlerine yeter. İstediğimiz kadar günlük yakalım, belirsizliğe ve çürümeye mahkûmuz, neye taparsak tapalım, kurtuluş yok, iyilerle kötülerin yazgısı aynı, azizleri de canavarları da aynı uçurum kucaklıyor, adil olma ve adaletsizlik fikri, görgü kuralları gereği bağlı kaldığımız bir sayıklamadan başka bir şey olmadı hiç. Aslında, dinsel ve ahlaki fikirlerin kaynağı insandadır, bunu insanın dışında aramak anlamsızlıktır, insan metafizik bir hayvandır ve evrenin yalnızca kendi için var olmasını ister, ama evren insanı bilmez, farkında değildir ve insan bu tanımazdan gelmeye teselli bulmak için uzamı tanrılarla, kendi imgesinden yarattığı tanrılarla doldurur, böylece, içi boş gerekçelere tutunarak yaşamayı başarırız, ama bu gayet hoş ve teselli edici gerekçeler, bizler gözlerimizi -kuşatması ve tehdidi altında yaşadığımız- ölüme ve kaosa açtığımızda hiçliğe düşerler. İman, boş şeylerden biridir ve bu dünyanın doğası üzerine insanı aldatma sanatıdır.
..Yine de,tüm bu garip alçakgönüllülük görüntüsüyle ve insan aklına bu tepeden bakışıyla,en cesur faraziyeler ortaya atmaya kalkışır. Her şeye kusur bulur. Bencilligi asla doymak bilmez;nankörlüğünün asla sonu gelmez. Evrenin iradesinde bile, ne yapması gerektiği konusunda Yüce Tanrı'yı yönlendirmeye kalkışır. Dayatırcasına dua eder. Hava güneşliyse, yağmur için dua eder,yağışlıysa ,güneş için yakarır. Dualarında konu ettiği her şeyde aynı fikrî izler ;çünkü ettiği tüm dualar,son kertede, Yüce Tanrı nın fikirini değiştirmesini ve şimdikinden başka türlü hareket etmesini sağlama çabası değildir de nedir ki? Sanki şöyle söyleyecek gibidir: benim kadar iyi bilmiyorsun..
Yalnızca,sabahtan akşama kadar ikinci kattaki o daracık odada yorganın altına gömülerek eski dergileri okumak şeklindeki aptalca yaşantım,intihar etme hevesimi bile kaybettirmişti
Reklam