Dernhelm

@keitsuki·
·
sabitlendi
"Hayat beni gözetiyor ve ben bunu hak ediyorum."
İlk kez biriyle hemzemin bir dostluk kurmuş, bu eşitlik sayesinde kendimi dünyaya ilk kez sakınmasız bir lisanla izah etmeyi tecrübe etmiştim. Sahici bir karşılaşmaydı bizimki, birinin diğerine muhtaç kaldığı, birinin diğerine emanet edildiği, birinin diğerine razı geldiği bir ilişki değildi. Ben eskiden sandığımın aksine, herhangi bir yere ilişmeden, herhangi bir toplama ilave edilmeden de mevcutmuşum meğer. Bunu bu kısacık sürede ilk kez Ulaş'ın gözünden görmüştüm. Bu geçişte kendimde gördüğüm bir sürü yeni şeye şaşırıyor ama en çok daha önce hiç tanıklık etmediğim bir duygunun doğuşunu hayranlıkla seyrediyordum: Hayat beni gözetiyor ve ben bunu hak ediyorum.
Sayfa 96 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Doğaya karşı ilgin varmış. Aslında yok, bunlar doğadan çok, yok olduğu için içimi acıtarak yerleşen ayrıntılar. Doğacı bir insan olmadım ben, şehir insanıyım. Doğada bir haftadan fazla bulunmaktan hoşlanmıyorum. Neden, tekdüze mi oluyor sonra? Beni asıl ilgilendiren şey insan hikayesi. Doğanın hikayesi yok, bir döngüsü var, büyüleyici bir döngü ama o kadar, beni fazla sarmıyor. Şehirde önümden her dakika bir hikaye geçiyor. Şehir duygusu beni çeken şey. Bu nedenle bütün sorunlarına, yıkılmasına, mahvolmasına rağmen İstanbulsuz yapamazmışım gibi geliyor.
Sayfa 48 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Şiir yazmaya özendin mi hiç o dönemde? Hiç özenmedim. Bu kadar çok okuyup böyle derinden etkilendikten sonra, ben de yazabilir miyim diye düşünmedin mi? Hayır. Tek bir dize bile yazmadım. Şiirden daha yüksek bir anlatı yok bence. Bu, şiire haddinden fazla değer vermek, kutsallık atfetmek değil. Belki özü kavramak. Şiir tuhaf bir sihir. O söyleyişin ruhunu kavradığımız anda dili de anlıyoruz. Genellemek doğru olmaz elbette ama şiir okuyan yazarların daha derinlikli bir dünya kurduklarını düşünüyorum. Bize kendimize has dili kazandıran şiir okurluğudur. Bir de şu var, ben hikaye anlatmayı seviyorum. Şiir anlatmaya imkan veren bir tür değil. Şiir kapatan bir şey. Ben açmak istiyorum, kapatmak değil.
Sayfa 129 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Ülkeme dair şükredecek fazla bir şeyim yok ne yazık ki ama İstanbul'da yaşadığım için her gün şükrediyorum. Bütün arızalarıyla seviyorum İstanbul'u. Öte yandan bu şehrin gözümüzün önünde hunharca yağmalanması bana çok acı veriyor. İstanbul'a üzülmekten yorgun düştüm artık. Lise çağımdaki İstanbul'u çok özlüyorum. Bugüne göre çok daha yoksul, pis, asık yüzlü, karamsar bir şehirdi ama orijinaldi, gururluydu. Bugün zengin ama görgüsüz bir İstanbul'da yaşıyoruz.
Sayfa 113 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık? Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim. Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
Sayfa 109 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat