Yolculukları da seviyordum. Bir yerlere gitmek, yeni yerler, yeni insanlar tanımak, kendimi
dinlemek bana çekici gelen ayrıntılardı. Düşlerimi süsleyen tek bir yer vardı o günlerde; "Varır varmaz küçük taşra kasaba larına özlem duyduğum . . . " dediğin şehir, İstanbul. Çünkü yaşadığım yerde her şey birbirine çok benziyordu. Aynı mekanlar, aynı insanlar, aynı değer yargıları, aşılanan hata yapma korkusu, 'Bir aşkı yaşatan ayrıntıları' (Murat han Mungan) gizleme çabası, bazen baskı. . . Orada kalırsam bir gün onlar gibi olmaktan korkuyordum. Bu se beple tepki duymaya ve başkaldırmaya başladım. Anlamı deli poyrazda yatan adım öyle çınlıyordu, var gücümle Esme'liydim. Kendimce estim de . . . Çok sonraları anlayacaktım, insanın hayatını sorgulamaya başlaması, mutsuz luklarının da nedeniymiş aslında. Sorgulamayı bırakıp kabullenirsen, kendi küçük dünyanda mutlu olabilirsin.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Beethoven’ın müziği için kendimce vazgeçilmez bulduğum bedensel dönüşümü simgeleyen bir çilekeş, başka bir âlemden gelmiş bir müzisyen duruyordu işte karşımda....(Furtwängler hakkında)
Hatırladığım en eski anılardan biri o güne ait, kesik, kopuk resimler halinde bir şey. Sandıklar hatırlıyorum, annemin bu sandıklara babamın kitaplarını yerleştirdiğini. Ama hatırladığımı sandığım bu resimlerin gerçek olduğundan emin değilim, bana anlatılanlardan veya çocukluk fotoğraflarımdan, babamın evimizdeki kitaplığın raflarını dolduran kitaplarından hareketle böyle bir anı kurgulamış olabilirim, kendimce anlamı olan bir hatıra yaratmış olmam mümkün. Hatıralara güvenen biri değilim ben.
Neden güvenmiyorsun hatıralara?
Sonradan yanlış hatırladığımı fark ettiğim hatıralarım oldu. İki kişi aynı olayı konuşuyoruz mesela ama ikimiz de farklı kişilerden veya farklı mekanlardan söz ediyoruz. Gerçek bir tane olduğuna göre ikimizden biri yanlış ama hangimiz? İnsan zihni geçmişi hatırlarken yeniden yapılandırıyor. Bu konuda pek çok bilimsel çalışma var. Özellikle acı olaylar insanı üzmeyecek şekilde değiştirilerek hatırlanıyor. Benliğin kendini koruma yöntemlerinden biri bu.
Dünyayı öğrenmek, yitirmeyi öğrenmektir. Şekeri yere düşürürsün, toz olur. Oyuncak kırılır, bir parçası elinde kalır. Ya insan? Ben de onu, daha doğrusu onları hiç yitirmek istemezdim. Ancak arka arkaya ikisi de yitip gitti. Yıllar sonra Sartre’ın bir cümlesine rastladım: "Vefat, ölüm değildir." İçimi tam yatıştırmasa da, bu cümlede kendimce teskin edici anlamlar buldum. O anlamın hâlâ takipçisiyim.
Ölçüsüz miktarda yemek yemek her zaman onun tek ağlama yöntemi olmuştu, onu böylesine büyük bir acı içinde hiç görmemiştim. Hiç konuşmadan, giyinik olarak yanına uzandım, ben de kendimce ağlıyordum.