1000Kitap Logosu

''Kendimi Sessize Aldım''

Ali Çalışkan
bir alıntı ekledi.
düzen sorgulama istemiyor
Çevremdeki her şeyin sıradanlaşmaya başladığını fark ettiğimde büyüdüğümü anladım. Çocukken her şey farklı gelirdi bana. Ota, boka, çiçeğe, uçağa, babamın çakmağına, kerpiç evimizin toprak damına. Her şeye şaşırır, hayretle bakar, bitmeyen sorularla etrafimda kim varsa bunaltırdım. "Allah, babamdan da mı büyük?" diye sormuştum bir keresinde dayıma, sanıyorum dört ya da beş yaşındaydım. Düşünün artık manyaklığımın boyutunu. O gün öyle asıldı ki Halil Dayım kulaklarıma, acıyla birlikte bir şeyi çok iyi öğrendim. Her soru, her yerde, herkese sorulmaz. Daha az soru sormaya başladım o andan sonra, ama merakım ve şaşkınlığım hiç azalmadı. Okul girince hayatıma, sorularımın muhatabını buldum diye sevindim çocuk aklımla. Her şeyi bildiğini zannettiğim bir öğretmenim vardı artık. Ama ikinci haftada o düşüncem de elimde patladı. Onun istediği soru soran değil, konuşmayıp tahtadaki aptal çizgileri sessizce defterine geçiren gerzek bir maruldu. İstediğini verdim ben de; mecbur kalmadıkça sınıfta ağzımı bile açmamaya çalıştım. Düzen kurtuldu, tehlikeli sorularımla öğretmenimin ve sınıf arkadaşlarımın zamanını çalmam engellendi. Yaşasın eğitim. Sonra başka okullarda, başka şehirlerde hep aynı şeyi yaşadım. Boyum biraz uzadı, biraz kilo aldım ve hep şu lafı duydum: "Çok konuşma! Çok soru sorma!" Ve ilahi tecelliye bakın k hayat başka bir bok olamayacağıma karar verip beni de öğretmen yaptı sonunda. Sırf bunun için bile oturup ağlasam yeridir. Bütün eğitim hayatın boyunca okuldan nefret et, sonra kalk öğretmen ol. Üniversite mezunu bir öğretmen olarak, kisa dönem yaptığım askerlikte bile sorularım yüzünden dayak yemeyi becerebildim. Üç bin kişinin ortasında, Tümgeneral N. Çak "Neden sabah beşte kalkıyoruz?" diye kendi kendime mırıldandığımı duyup tekme tokat girişti bana. Koskoca general lan Ben olsam Allah'ın onbaşısıyla muhatap bile olmam. Ama oldu. Ağzımı burnumu dağıttı resmen. Şimdi insanlar bana soruyor ara sıra: "Neden bu kadar pisliğe, haksızlığa, yolsuzluğa şaşırmıyorsun, sorgulamıyorsun? diye. Şaşırmam kardeşim, soru da sormam, sorgulamam da Dayımdan, babamdan, öğretmenlerimden, komutanımdan, polisten ittifakla aynı şeyi duydum ben. Çok konuşma, çok soru sorma! Peki dayıcığım, peki öğretmenim, peki komutanım. Susarım ben de. Kitaplarımı okur, oyuncaklarımla oynar, olup biten her şeye içimden şaşırır ve dışımdan da derim ki: Bana ne ulan! Ne bok yiyorsa yesin herkes!
2
Cüneyd Melal
bir alıntı ekledi.
• İnsana en güzel sıfatı "fâni" diyen vermiştir. • Siyaset âleminde insaf bir hırsız feneridir, ne tarafı dilerse orayı aydınlatır. • Fenalığımızı kendimiz suiistimal ederiz; iyiliğimizi başkaları suiistimal ederler. • Talih bile deve gibidir: Önüne bir eşek düşmedikçe istediğiniz tarafa yürümez. • Zavallı insan, hayata o kadar sırnaşıktır ki; vücudumuz toprak olduktan sonra, gölgemizi bir soluk fotoğraf halinde yaşatmaktan bile gizli bir lezzet umarız. • Çenesi düşmedikçe ihtiyarlar az söylerler: Hayat onlara sözün faydasızlığını öğretmiştir. • Avâm yalanla avutanı hakikat ile korkutana tercih eder. • Akarsu ne güzel hayat dersidir: Küçük mânilerin üzerinde köpürür, büyüklerin yanından sessizce geçiverir. • İnad iradenin eşekliğidir. • Evlenen erkekler, alelumum: "Filan hanımı aldım” derler. Halbuki çokları için: "Filan hanıma kendimi verdim!" demek daha doğrudur. • Teb’asının tepesine her hükümet kılıç asar: İyi hükümetler onlardır ki astıkları kılıcı hissetirmezler.
3
Sessize aldım kendimi.. gitgelli aklımı, her şeye anlam yüklemeye meyilli kadın zihnimi.. "ama neden"lerimi, "kaygı"larımı, "aslında"larımı sessize aldım.. Seyredaldım.. Her şey geldiği gibi, her şey geldiği kadar..
9
registan
bir alıntı ekledi.
bir hüzünle korur parçalanıp giden özümüzü
yeryüzü hüznü avutacak gibi değil. yordum seni gözlerim kabaran sulara eş çocuklar / aklıma bir hançer aradım sizlayan ellerim bileğim kabaran sırtım gidip vurdum geldim vurdum elime bakışların sıcak: sevgilimdensin açıldın eşyaya yayıldın dağlara gitsen kurda kuşa ayrılsan çiçeklere böceklere baksa başın diye anlattım hüzündür diye yazdım genç kalbimin yalanları ne acılar duydum ve düşünmeye başladım hüznü bu çağdaşlarımın öldürdüğü kelimeyi evvelini kalbimdeki yerini evlerini hamdolsun evrendeki dehşetten korkulardan koruyana ki çekip dizimizi karnımıza toprağın geldiğimiz noktasına eğilerek yumuşaklıkla eserimizin içine bakarak cennet hediyen cehennem benim eserim hamdolsun hamdolsun dünyadaki dehşetten koruyana ki bize gizli kendisine açık nedeni bir hüzünle korur parçalanıp giden özümüzü O zaman yatağa çekilmeye başladım Kendimi o duvara bu duvara vurdum Duygusuz ev Habersiz bahçeye açılan kapı Ve ah anlatamamak elinin altındaki sayfaları Dokununca yanan ışığa olanları O zaman boylu boyunca üzerindeyim Elimdesin ey hayat Bir ceset gibi al Bırak kolayca bir kuytuya şimdi çırpın esişlerinle Bütün kıyılardan bir yalvarış gibi geç Darmadağın et uykularındaki köyleri Kır kır denizin gemilerini Hâlâ camin önündeyim. Hüzün mü demiştin? Hayır. Şimdi ge çince hatırlanmıyor bile. Bir tek sandalyem, bir küçük masam var, oturdum. Kim olduklarını bilmediğim konuklar var kapida. Sessiz, kapıyı vurmadan, dimdik kımıldamadan duruyorlar içimde. Ve ben kımıldamadan duruyorum ölümümün başında Bana bu gece ölümüm gösterildi Büyük ak saçlı başım Dolunay gibi kaydı iki taşın arasına Dört kutsal kelime duydum Acz Nasip Rahmet Ölüm Dört kutsal kelime daha duydum Tutsaklık Teklif Kabul Özgürlük Ve dört kutsal kelime daha duydum Kendi sancağimdi tutunduğum Zulmedince kendim Lutfedince sen Seni andim hamdettim sana taptım
3