• Hadi beni tebrik edin laterna bitti, neyse ben kendi kendimi tebrik ederim...
  • Seni son kez hatirlayacagim. Ebediyen unutmak icin. Ve hatirlanacagin tek yer sana yazilan bu son satirlar olacak. "Ihanet, kendini; sadakat, iradeni dinlemektir" derler. Bu mantikla dusunup karakterine baktigimda ne oldugunu degil ama kendini ne sandigini gorebiliyorum. Umarim soylediklerimden yola cikarak soyleyemediklerimi anlayabiliyorsundur.

    Bu ayriligi terk edilmek olarak degil, kendimi senden geri almak olarak goruyorum. Bir kahrin oldu farkinda misin? Asigin olmak degil, asigin kalmakti derdim. Senin yuzunden kac yanlisa inandim bilemezsin. Kendini guzel ambalajlamissin. O hediye paketinin icince beni bir cirkinlige surgun eden iyilik ve guzellik gibiydin. Kendini guzel seviyormus gibi gosteren iyilik kiligina girmis kotuluktun aslinda sen. Guzel kandirdin beni. Belki biraz dikkatli baksam gercegi gorebilirdim ama karanligi fark edebilmen, karanlikta gormen anlamina gelmiyormus sonradan fark ettim.

    Bana senin ne kadarini ayirmistin? Hangi yanini? Benim bilip senin bilmedigin yanini mi? Senin bilip benim bilmedigim yanini mi? Hangisiydi bana layik gordugun? Neydi bende, once guzel bulup sonra begenmedigin? Guzeli sevmen degil, guzel sevmendi onemli olan ama sen bunu beceremedin. Aslinda insanlarin birbirini sevmesinde de degil mesele; sevmeye devam edebilmesinde... Duygularina islenmis kenar susu, oyali yalanlarina kandim. Sence ne kadar saftim?

    Kadinlarin guzel gorunmek icin yaptigi makyajla, erkeklerin kalbe girmek icin soyledigi yalanlar arasinda fark yoktur. Ikisi de karsi tarafi etkilemek icin yapilan gercekdisiliktir. Nasil bu kadar yalana dustugunu hala anlayabilmis degilim. Kelimeler bunu anlatamiyor. Senin dilini sen anliyor musun? Belli ki anlamiyorsun. Anlasaydin kendinden igrenirdin... Bana da sadece yuzune susmak dusuyor bu durumda; kendi dilinden bile anlamayan birine susarak ne anlatilabiliyorsa... Kendi kendini yikan bir hayalsin artik anla!

    Ask, karsindakine seni incitebilme ayricaligi verir. Ve diger taraf bunu cok iyi bilir. Biliyordum ben, seni severken... Cunku gozum kapali sevdim seni. Belki de bu yuzden bu kalp senden baskasini goremedi. Ama simdi cok agriyor. Ben de baskalari gibi seni aklimla sevseydim aciyan yerim kalbim olmazdi degil mi? Sen benim icimdin. Icimken icimde öldün; simdi hangimizin basi sag olsun?

    En azindan aramizda gercek bir ayricalik konusmasi olsun isterdim. Iki medeni insan gibi ayrilsaydik keske. Belki de hatani anlar degisirdin? Ah pardon! Her seferinde unutuyorum. Yilan deri degistirince isirmaz saniyorum. Yilanin deri degistirmesi onun yilan oldugu gercegini degistirmiyordu degil mi?

    Ben seni ruh esim yapamazken sen beni ask cinayetine nasil suc ortagi yaptin? Bunlari korkarak yazdigimi sanma. Yenilmekten korkmuyorum. Cunku bu oyunu biliyorum. Erkekler en buyuk yanlislarini en dogru kadinlarda yaparlar. Bunu hep yasiyorum. Belki de senin sucun yok, ben sana yanlis basladim. Kirilmis bir kalp neresinden baslanabilir ki onarilmaya? Iyi kalpten ölür mü insan? Bazen ölür. Ben belki ölmedim ama cok yaralandim. Ve bugun actigin yara daha kac yarinimi kanatacak acaba?

    Neden bazi geceler diger gecelerden daha karanliktir bilir misin? O geceler hayatinin kirik anlarina denk gelir. Ne dogrulabilirsin ne dusunebilirsin. Bir sancidir o yurekte sapli kalan. Herkesten uzaklasirsin ama isin kotu yani kendine de yaklasamazsin. Kendinle hep savasirsin. Ben senin icin kendimle savasmayi goze aldim. Kendimle olan savasimda kazanan oldukca yeniliyorum. Insanin kendini yenmesi zafer midir?

    Cok oldu yanimda uyumak isteyen ama benim aradigim yanimda uyanmak istedigim biriydi. Ve ben hala degismedim. Beni biraktigin gibi misin bilmiyorum ama ben hala birakildigim gibiyim. Baktigin yerden degil verdigin degerden anlamaya calisiyorum seni. Bari beni kaybetmekten korkuyormus gibi yapsaydin. Bir tesellim olurdu elimde avucumda en azindan. En dogru olani bulamasam da... Bu hayatta daha az yanlis olani buldum ama dogru olani bulamadim hala...

    Hep mutlu olmak icin sevdin; cunku bencildin. Keske biraz da mutlu edebilmek adina sevseydin. Siradan olabilecek kadar cesaretliymissin. Tebrik ederim! Sahte gulumseyislerle yasayanlar, gercegini cabuk unutur. Su yalan dunyaya bir yalan olarak da sen eklen sanki ne olur? Sen benim yanilgim oldun, ama ben senin yenilgin olacagim. Saklamak istedigim cok sey var, tum bunlari o yuzden yaziyorum.

    Sen hic mutlu anlarini dusunup agladin mi? Senden sonra bu noktaya geldim biliyor musun? Seninle yasadigim mutlu anlari dusunup dusunup gozyasi doktum. Isyan ettim bazen, "ölümsün sen hayat!" dedim. Yasatip yasatip yanina alan... Ama hicbir seyi iyi etmedi bu isyanim. Actigin pencere bir hapishane duvarindaysa ne ise yarar? Zamanima kazanircasina sizmissin, cok sonra anladim. Soylesene; gonul evini benim yikintilarim uzerine mi kuracaktin? Bakalim etrafinda kimselerin kalmayisi sana neyi hissettirecek, yalnizligi mi ozgurlugu mu? O cukurun icine dusen benmisim gibi gorunse de sen kendi kuyunu kazdin.

    Seni anliyorsam, benim dilimi konusmayi ogrendiginden degil, senin dilini anlamayi bildigimdendir. Cok zaman aldi bunu ogrenmek ve oldukca pahaliya mal oldu. Sonunda bana kimseye baglanmamayi ogrettin. Oysa ben insanlara senin yuzunden guvenmistim. Sen sen ol bundan sonra sevmiyorsan kimseyi kandirma! Bu sevmemekten daha mahvedici...

    Suyun ustunde durabilmeyi becermekle yuzucu olunmuyor denizci bey! Kendini dahi kandirabilecek kadar iyi bir yalanci olman da seni kurtaramayacak gerceklerden. Insanin ici yuzune vurur. Kiminin isigi, kiminin karanligi, kiminin de yarasi... Sende o kadar cok degisti ki bunlarin yerleri... Degismeyi hep bildin. Bildin de kendin olmayi bir beceremedin. Bundan sonraki asklarinda "Birinin askina layik oldum" de. "Asik oldum" deme. Sen bu saatten sonra ancak sevilmeyi, deger verilmeyi bekler, sadece asklar dilenirsin. Yalnizliginda emegi gecen herkese kufur edersin. Benim biriktirdiklerim senin harcadiklarindi. Ne kadar bildigin degil, bildiklerinin ne kadari umrunda; iste bu onemli. Sen solmus bir yapragin agactan dususunu izlersin, ben o yapragin nasil öldügünü bilirim; cunku sen seni harcarken ben kendimi biriktirdim. Kalbine sigmayanlari bavuluna sigdirabildigine gore artik gidebilirsin. Git ve dogrunun seni bulmasini dile... Hep bir marti bekle ama bekledigin yerde denizin olmadigini bilme!

    Hayatin neresinden hatirliyorsan oradan unut beni. Gelir hafiza defterimden bir gun siler seni biri... Aklim ve kalbim arasindaydin, simdi iki dudagimin arasindasin. Sen cirkinlestikce ayrilik guzellesiyor bak. Hosca kal. Hayirsiz korkak, hosca kal.
  • İngiliz kralı VIII. Edward, İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Yemekten önce, “Bana İngiltere Sayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz.”dedi. Niyahet, bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek; sofrayı o şekilde düzene koydular. Akşam Kral kendisini sarayında gibi zannederek memnun oldu. Atatürk’e dönerek: “Sizi tebrik ederim ve teşekkür ederim, kendimi İngiltere’de gibi hissetim.”diyerek memnuniyetini belirtti. Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük kayık tabakla birlikte yere yuvarlandı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral’a eğilerek “Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!”dedi
  • Şimdiye kadar okuduğum tüm kitapları/serileri bir köşeye çekiyorum. Çünkü Harry Potter ve Ölüm Yadigârları, zirvede! Yalnızca fantastik kitaplarda değil bence tüm kurgu kitapları arasında böyle. Çünkü Harry Potter bir fantastik seriden çok daha fazlası.
    Yıllarca bir spoiler bile yemeden büyüdüğüm için kendimi tebrik ederim. Çocuk kitabı bu diyerek seriyi okutmayan, izletmeyen arkadaşlarıma da sevgilerimi yolluyorum. Küçükken okusam herhalde bu kadar derinlere inemezdim.
    Tahmin ettiğim çoğu şey gerçekleşti ama beni çok şaşırtan şeyler de oldu. Ağladım, çok da güldüm. İçim acıdı bazen, kimi zaman da sımsıcak hissettim. Harry Potter serisi benim için her zaman çok özel bir yere sahip olacak. Defalarca okuyacağımı da biliyorum. Kaldı ki ben normalde bir kitabı ikinci kez okumam.
    Yaklaşık 3 paket post-it bitirdim yalnızca bu kitap için. İşaretlediğim alıntıları siz düşünün.
    Sayfalarca yazsam da seri veya son kitap hakkındaki duygularımı aktarabileceğimi sanmıyorum. Okuyan arkadaşlarım ile saatler, günler süren sohbetler ancak beni doyurabilir. Bütün taşlar o kadar güzel yerine oturdu ki. Hani derler ya 'içimin yağları eridi' tam da öyle.
    Ayrıca bir yazar ile tanışıp sohbet etme şansınız olacak denseydi bir dakika bile düşünmeden J. K. Rowling derdim. Bir yazarın kitabı nasıl kurgulayıp - özellikle seriyse- yazdığını çok iyi bildiğim için gerçekten hayran kaldım.
    Sırada, kendime geldikten ve filmleri izledikten sonra her şeyi bilerek seriyi baştan okumak var.
    Son olarak, sadece filmini izleyen kişiler varsa mutlaka kitapları da okuyun. Henüz Harry Potter ile, Sağ Kalan Çocuk'la tanışmamış olanlarınız varsa çok şey kaçırdığınızı söylemek isterim.
  • Öncelikle bu iletiyi okumaya başladıysanız sizi tebrik ederim, birisinin içinden gelen hisleri okumak üzeresiniz ama iletiyi okuyup bitirdiğiniz zaman bu sizi hiç ama hiç bilgi katmayacaktır. Sadece kişisel hislerimdir :D

    Küçüklüğümden beri kitap okurum ama her gün kitap okumazdım. Mesela derdim "canım kitap okumak istiyor." diye sonra alır bi' kitabı okur ertesi gün verirdim geri kütüphaneye ya da bi' kitap alır okur ertesi gün başkasına hediye ederdim.

    Ama üniversite 2. sınıfta ki bu geçen yıl oluyor, 24 Mayıs 2017 günü 1k'ya kaydoldum. Tabii o zamana kadar düzenli kitap okumayan ben ilk defa 200 tl gibi bir parayı kitaplara yatırarak yaklaşık 18 tane kitabı satın alıp okumaya başlamıştım. 1k'ya da pdf şeklinde kitap okuma sitesi sandığım için katılmıştım.

    Ama daha sonra öyle olmadığını anlamama rağmen "neyse ya kitaplardan alıntı yaparım,burayı not defteri olarak kullanırım." diyerek kullanmaya devam ettim.

    Birilerini takip etmeye başladım ama çok rastgele oluyordu bu. Tabii birileri de hep beni takip ediyordu. Ama ben beni takip edenlere bakıp inceleme yapmayanları,alıntı yapmayanları takip etmiyordum ki hala öyle...

    İşte sonraları burayı sevmeye başladım. Günlük kitap okuyordum ve burayı sık sık kullanıyordum alıntı eklemek için. İlk incelemelerimi de o zamanlar yazmaya başladım tabii.

    Yaz boyunca kitap okuyup bu siteyi kullanıyordum ama bende artık değişimler oluyordu.
    Ki şaka bir yana 1,1.5 yıldan sonra ben çok büyük bir değişim geçirdim.

    Neyse, okullar açıldı işte ki ben 3. sınıf Bilgisayar Mühendisliği öğrencisiydim.
    Ama okulla aram hiç iyi değildi, dersleri sevmez olmuştum ki o aralar da kendimi iyice kitaplara kaptırmaya başladım.

    Kitapları çok çok okumaya başladığım için de buradaki beni takip edenler, sevenler ve benim sevdiklerim de artmaya başladı.
    Sonra ilk hediyemi aldım. Şaka yapmıyorum, ilk KİTAP HEDİYEMİ aldım.
    Buradan bi' arkadaş bana kitap hediye etmişti. Çok tuhaf değil mi ya sizce?
    hani hiç tanımadığınız, sizi hiç görmeyen birisi size kitap hediye ediyor.
    1. baskı kitap hem de 2 tane :)

    Sonra işte ben düşünmeye başladım. Üniversite okuyordum ama arkadaş çevremi sevmiyordum. Okuduğum kitaplardan da etkilenerek yaşadıkları hayatı çok boş buluyordum.

    Hani saçma sapan konular hakkında konuşmaları, sanattan konuşmamamaları edebiyattan konuşmamaları...

    Tabii bu arada, 1k'dan da belli bir arkadaş çevrem olmuştu. Bazı "kaliteli insanları" takip ediyor ve artık kendi okuma listemi oluşturabiliyordum.

    Sonra bir gün Bir Bilim Adamının Romanı'nı okudum.. Çok ama çok güzel bir kitaptı ya çok sevmiştim. Bilim Adamı olmaya heveslenmiştim. Çok çalışıp Türkiye'yi hatta dünyayı aydınlatacaktım.

    Tabii aynı duyguları herkes yaşamalı hatta bütün öğrenciler bu kitabı okumaya başlamalı dedim. Etkinlik yaptım onlarca insan katıldı. Hepsi okumak istiyordu!

    Sonra bir gün 1k Ankara (1K Ankara Okuma Grubu) adında bir şey duydum. Ankara'da kitap buluşması yapacaklarmış.
    Acaba nasıl olur ki ya dedim. Sonra da dedim ki kitap okuyan insandan zarar gelmez, bi' dene bakalım Ömer dedim ve gittim.

    Otobüsten inip koşa koşa buluşmaya girdim. Geç kalmıştım ve herkes bana bakıyordu. Tabii yoldan gelmiştim ve herkes şaşırmıştı.Konya'dan Ankara'ya sırf onlar için gelmiştim ve günübirlikti.

    Çok tuhaf şeyler olmaya başlıyordu. Mesela birisi "Ömer karnın açtır senin..." deyip bir şeyler yememi öneriyordu.
    Bir diğeri ara verelim diyordu.

    Ama en tuhaf olanı da hepsi çok ama çok sevimli ve samimiydi. Ve o güne kadar susan ben artık konuşma imkanı bulmuştum!
    İnsanlar beni dinliyordu, ya bakın bu gerçekten dünyadaki en güzel duygu.
    Birileri sizi dinliyor!

    Öyle durmadan konuşmak istiyordum artık ve sonra kitap seçimine geldik, tabii ben hemen anlatmaya başladım işte Bir Bilim Adamının Romanı şöyle güzel böyle iyi...

    Sonra o kitap okuma kitabı seçildi :)

    Ertesi ay tekrar gittim sonra tekrar ve tekrar...

    Konya'da da buluşma olacakmış.(1k Konya Okuma Grubu)
    Ona da katıldım.
    Hoca dediğimiz birisiyle tanıştım. O kadar olgun ve bilgili birisi olmasına rağmen bizleri dinliyordu.
    Sonra bi' abiyle tanıştım, birkaç kızla tanıştım bir tane çocukla tanıştım.
    Birkaç ufaklıkla tanıştım ki hala lisede okuyorlarmış. Babalar kendini bilir :D

    Ya çok güzel bir ortam vardı gerçekten.

    Hani ben üniversite okuyordum ve çevremde öyle bilgili ya da anladınız işte siz insanlar yoktu :D

    Ama ben buluşmalar sayesinde çok iyi insanlarla tanıştım ve hepsi abim oldu, ablam oldu, dostum oldu, kardeşim oldu...

    Ki hala gitmek istediğim bir buluşma var ki (1K İzmir Okuma Grubu) orada da tanışmak istediğim ve kendimi çok iyi bir yol gösterici olarak gördüğüm birisi de var o kendini bilir :D

    Peki şu anda ben ne yapıyorum?
    Her gün kitap okuyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum.
    Hayatım her gün değişiyor ama her gün yeni ve güzel şeyler oluyor.
    1 yıl önce ben ilk defa hediye alırken artık (şaka yapmıyorum) her gün hediye kitap geliyor neredeyse.
    Hani kitaplığım hediye kitaplar doldu ki hepsini gururla orada tutuyorum ve zaman zaman bakıp hatırlıyorum :) (Kitap yollamak isteyenlere duyurulur :D )

    Sonra mesela insanlara artık bir şeyler katmak istiyorum, hani ne öğrendiysem başkaları da öğrensin diyorum.
    Youtube kanalı açtım mesela insanlar benim bildiklerimi öğrensin, güzel olan kitapları okusun diye ki inanamadığım bir şekilde 267 KİŞİ OLDUK! 267 ya :)
    (https://www.youtube.com/...w?view_as=subscriber)


    Sonra kitap okuyup onlara inceleme yaptım hep. Sevdiğim kitapları defalarca ve defalarca paylaştım ki insanlar da güzel kitapları okusun sevsin diye...

    Bir sürü abim oldu ablam oldu kardeşim ve dostum oldu. Hepsi çok güzel insanlar ve hepsiyle de her gün oturup konuşmak hasret gidermek istiyorum.

    Peki Ömer,bu kadar şeyi neden yazdın?
    Neden mi yazdım? İçimdekileri dökmek için yazdım...
    İnsan sevdiklerine onları sevdiğini söyleyemez, utanır.
    Burada da bu iletiyi okuyanlar da zaten kendilerini göreceklerdir "aa bu benim!" diyeceklerdir.

    İşte o kişilere ve hepinize sesleniyorum.
    HEPİNİZİ ÇOK SEVİYORUM!

    Herkesin ismini tek tek yazmak istemedim, çünkü eğer 1 kişiyi bile yazmazsam, ya da yazamazsam o çok üzülürdü.
    Herkes kendini biliyor zaten :)

    Neyse çok uzattım, içimden gelenler buydu...


    Son olarak, bence 1k bir site değildir. Bilgili,kültürlü, sevecen insanların olduğu bir dostluk ortamıdır.
    Herkese iyi okumalar dilerim :)
  • Yazar: https://1000kitap.com/zinnnn
    Hikaye Adı : Uçuş Hikayem
    Link: #31432300
    Müzik Parçası : Primavera

    3 ,2 ,1 !
    Biri duyduktan sonra herşey yok olmuştu meşe ağacı ve ona giden yol dışında herşey. Kalbim büyük bir coşkuyla o koca iki saniyenin geçtiğini haykırıyordu. Tüm gücümle pedal çevirmeye koyuldum. Meşeye ilk varan ben olacaktım! Gücüm azaldıkça meşe yaklaşıyordu , meşe yaklaştıkça da coşkum katlanıyordu. Bu şahane karenin görkemine bırakmıştım kendimi, artık sadece ayaklarım çalışıyordu. Kollarımı rüzgara açmış yüzüme çarpan tebrik esintilerine gülümsemeyle karşılık veriyordum. Bir kuş gibi özgürce, doğa senfonisi eşliğinde uçuyordum.
    Ve sonunda o muhteşem kareye dahil oldum. Meşenin altında göğsümü kabarta kabarta geride kalan arkadaşlarımı izledim. Anlaşılan onlar benim gibi eğlenmemişlerdi. Hakanın üstü başı çamur içindeydi, Sevinç de birinciliği kaptırmış olmanın öfkesiyle bakışlarını bana sabitlemişti. Kısa süre sonra yarışı izleyen diğer arkadaşlarımız tezahürahla bize doğru geldiler. Emre heyecanla öne atılıp;
    - Bu ikinci turundu, on bilyeni alırım.
    On bilye ,onlar elimde kalan son servetimdi ama olsun, değmişti. Bir tur daha binmek için neler yapmazdım ki.
    Akşam yemeğinde, birincilik hikayemi anneme anlattım . Benimle o kadar gurur duydu ki bir an hüngür hüngür ağlayacak sandım. Aynı hikayeyi babama anlatmak için uykuya direnmem gerekti . Bu gece her zamankinden de geç gelmişti babam, söylediğine göre iş yerinde bu kadar vakit geçirmezse işler yürümezdi. İşlerin yürümesi neydi, neden bu kadar önemliydi bilmiyorum. Bildiğim birşey vardı oda beni çok sevdiği ve eve her geldiğinde en sevdiğim horoz şekerlerden almasıydı. Şekeri kaptığım gibi kucağına atladım, ona uçuş hikayemi anlattım. Beni dinlerken gözleri parlıyordu ;
    - Bir gün oğlum , bir gün seninde bisikletin olacak.
    Evet, bir gün hayalim gerçekleşecekti ve ona sımsıkı sarıldıktan sonra onunla uçucaktım. Ama beklemem gerekiyordu, bunun için birikim yapmaları gerekiyormuş . Anlıyordum, iki tekerlekli mucizenin pahalı olması gayet geçerli bir sebepti. Aylar geçmişti hayalim hala gerçekleşmemişti. Bunun sebebi dünya tatlısı bir kardeşimin olmasaydı. Abi olmak, bisiklet almaktan daha güzel bir duyguydu.
    Ama yine de için için işlerin yürümesini bekliyordum. Babamın aldığı şekerleri yemiyor takas yapmak için kullanıyordum. Bisiklet süremediğim zamanlarda dostum meşenin gölgesinde oturup heyecan ve hüznün karıştığı gözlerimle arkadaşlarımın yarışmalarını izliyordum, meşeye en yakın olduğum an yanında değil, ona doğru uçtuğum andı. Kollarını açmış şefkatle, sevgiyle bekleyen bir anne gibiydi.
    Bugün her zamankinden erken uyandım, babam şekerlerimi takas yaptığımı öğrenince ,iki şeker almış ama bisiklet sürmek şeker yemekten daha zevkliydi . İki şekerle daha çok bisiklet süreceğimi düşündükçe uykuya dalmak zorlaşmıştı.
    Güneşin ilk ışıkları alarm misali beni uyandırmıştı. Uyandığımda annem kardeşimle ilgileniyordu. Bu sayede arada kaynamak kolaylaştı, sandivicimi alıp en yakın arkadaşım meşenin yanına koştum .

    -Günaydın, Meşe! Bugün uzun zamandır olmadığı kadar yakın olacağız. Bak iki şekerim var!
    Karşısındaki banka oturup onu izleyerek sandviçimi yedim. Güneşin meşenin içinden doğduğunu ilk defa o an keşfettim, yapraklarının arasından ışık saçıyordu. Doğanın sinema hazzını yaşattığı anlardan biriydi. Tam o sırada, sessiz film keyfimi bölen bir çığlık duydum.
    - Aliiiiiii!
    Emre 'ydi bu. Bisikletiyle hızla ağaca doğru sürüyordu, bir ayağıyla ön lastiğe baskı yapmaya çalışıyordu
    -Ali, yardım et durduramıyorum, imdat!
    Freni bozulmuştu, koşmaya başladım. Bisikleti durdurmalıydım. Ağaca çarparsa... Hayır, düşüncesi bile beni dehşete düşürdü, daha hızlı koşmaya başladım. Hala ayağı ile baskı yapıyordu ön tekerleğe.
    - Emre! Elimi tut .
    Bir anlık tereddüt ve panikle elimi tuttu , tam ağaca çarpacakken tüm gücümle çektim onu. Üçümüzde sandviç gibi üst üste dizildik . Bisiklet bacaklarımızın üstündeydi. İkimizin iniltileri birbirine karışmıştı, ben de ağlamaya başlamıştım, canım çok acıyordu.
    -Emre, kalk artık , caddedeki taşlar sırtımı deldi.
    -Ahhh, Ali kalkamıyorum , sanırım ayağım yanıyor, dizim..
    Emre ağrılarını sayarken , sihirli bir el acımızı hafifletti . Emre'nin annesi Narin teyzeydi , arkasından annem ve birkaç komşu çıkageldi.
    Narin Teyze :
    - Oğlum , ne oldu size böyle .Kan içinde kalmış dizlerin, bu da ne ayakkabın da yırtılmış.
    - Frenim patladı anne, yemin ederim benim bir suçum yok, nasıl oldu anlamadım.
    -Lanetli bu şey ,hergün bir yerlerini yaralıyorsun. Bir daha gözüm görmesin bu bisikleti, getirirsen elini kırarım senin!
    Ahh oğlum, gel pansuman yapsın anneciğin, minik kuzum benim.
    Komşular acıyan gözlerle bizi izliyor, annemde sırtımı temizliyordu.
    - Anneciğim , lütfen biz alalım bisikleti. Tamirci amca belki eski haline getirir .
    Annemle Narin Teyze göz göze geldi. Ben yalvarmalarıma devam ederken. Narin Teyze:
    - Alın sizin olsun bir daha bu bisikleti görmek istemiyorum.
    Emre:
    - Aptal bisiklet , senden nefret ediyorum artık.
    O sözler adeta yaralarımı sardı, annem elimi tutuyor olmasa havaya uçardım .
    - Haydi anne hemen tamirci amcaya götürelim.
    - Bilemedim oğlum, tamir edilebilir mi ki? Önü de yamulmuş.
    - Tamirciye götürelim, mutlaka bulur bir çaresini.

    ...
    -Bugün yine erkencisin Ali, sandivicin masada seni bekliyor. Yanında da hoşuna gidecek birşey var.
    Hadi ama, rüya mıydı hepsi? Keşke bu kadar erken uyanmasaydım. En azından bir bisikletim olduğunu görürdüm. Öfkeye dönüşen moral bozukluğuyla mutfağa doğru yürüdüm. Annemde hemen arkamdaydı . Babam üç şeker bile bırakmış olsa yine de öfkem dinmeyecekti. Hayal kırıklığı canımı acıtmıştı. Mutfak kapısını annem açtı.
    - Baba, bugün gitmemişsin işe. Bu harika bir sürpriz ,hep beraber büyük parka gideriz.
    - Ahahha , melasef gideceğim oğlum. Sürprizin babanla kahvaltı yapmandan daha güzel, emin olabilirsin .
    Arkamdaki boşlukla konuşuyordu sanki . Merakla arkama baktığımda dilimi yuttum, sevinçten uçacağım yerde , olduğum yerde donup kaldım. Rüya değilmiş , bisiklet karşımdaydı.
    - Artık eskisinden de iyi durumda. En sevdiğin renge boyatıp, tekerleklerini de değiştirdik. Gözlerim doldu annemin boynuna atladım , babam da kocaman, güçlü kollarıyla bizi sarmıştı. Bu hayatım boyunca unutmayacağım bir andı. Böyle bir coşkuyu yaratanlar istenilse de unutulur muydu hem ?...