Bu hayatta kimseyi memnun edemezsin. Herkes kendince haklı.
1000Kitap
Herkes adaletten bahsediyor. Ama; hepsi de haklı olan değil, kendinden yana olanı adalet sanıyor… Velhasıl; “Herkes kendince haklıydı, ama terazi farklı.”
Reklam
Kurnazlık peşindeki manav gibi. Geçerken portakalların çok lezzetli göründüğünü söyleriz ve biraz satın alırız. Sonra bize kavunlarının da çok güzel olduğunu söyler. Kavunları da almaya karar veririz. Çeşitlilik ve ticaret zamanla artmaya devam eder. Zamanla poşete çürük domatesleri ve limonları sıkıştırmaya başlar ve bu bizi üzer. Bu özensizliği gördüğümüzde, onun için herhangi bir müşteri olduğumuzu ve olup bitenlerin yıllar boyunca öğrenilmiş bir strateji olduğunu anlarız. Manavın bakış açısındansa "çürüklere rastlayıncaya kadar süren sadakat, vefasızlığın rasyonalize edildiği bir stratejidir". O da kendince, bizimle daha güçlü bir bağ kurup kurmama konusunda "sınava tabii tuttuğunu" iddia edebilir. Ama hayat kısa, sevdiklerinizi "sınamayın".
Duygu ve Düşünce
Her Gün Bir Özlü Söz
"Kendi hayatını kendince yaşamalı, sorunlarını kendince çözmeli, engelleri kendince aşmalısın. Öğretmek, olanaklı olanı göstermektir yalnızca. Öğrenmekse onu kendin için olanaklı kılmaktır..." Paulo Coelho
Herkes kendince haklıdır; asıl özgürlük, kimin haklı olduğunu ispatlamayı bırakıp yoluna devam edebilmektir.
ŞEYTAN DA UKALÂLARI SEVER...
İzleyenler anımsayacaktır. "Gerçek bir hikâyeden esinlenilmiş" Sonsuzluk Teorisi filminde şöyle bir diyalog vardı: Hindistanlı dâhi matematikçi Srinivasa Ramanujan öğretmeni Prof. Hardy'e soruyordu: "Hava güneşliyken neden şemsiye taşıyorsunuz?" Öğretmeninin cevabı şöyleydi: "Yağmur yağmasın diye. Ben şemsiye taşırsam yağmur yağmaz. Çünkü ateistim." Srinivasa hocasına şu şekilde karşılık veriyordu: "Hayır efendim, tanrıya inanıyorsunuz, ama sizi sevmediğini düşünüyorsunuz." Bizim öğrenci tabii ki bu atışmada "inançlı" olan kesimi temsil ediyor. Ah, sakın, bilim meraklıları "kendince dindar" bu çocuğu hor görmesin. Zira onun 1900'lerin başlarında defterine not aldığı formüller bugün karadeliklerin matematiğini anlamak için kullanılıyormuş. Bazen ben de ateistlerle tartışırken Srinivasa'nın yaşadığı duygu duruma benzer şeyler yaşıyorum. Meselâ geçenlerde bir tanesi şöyle yazdı: "Allah bana mı sordu yaratırken?" Şaşırdım. Bakınız, inançlı bir kimsenin böyle sorması bir derece anlaşılır bir şeydir, çünkü yaradana imânı vardır. İnandığı yaratıcının kendisini niye yarattığını sorgulamaktadır. Buna cevap verilebilir. Mümkündür. Ancak ateist olması hasebiyle zaten yaratıcıya inanmayan birisinin sıkıştığı yerde böyle isyanlara sapmasına gülerim. "O bir inançsız değil!" derim. "O bir küskündür." Bu aşamadan sonra mevzu artık bir "varlık-yokluk" tartışması olmaktan uzaklaşır bence. Konuşulması gereken şimdi Tevhiddir. Çünkü muhatabınız "Allah" demektedir. "La ilâhe"de sıkıntı vardır. __"La ilâhe"deki sıkıntı olduğunu nereden çıkardın a çocuk?" derseniz ona da cevabım şu: Eğer bu arkadaşlar Allah'tan başka ilahın olmadığına sahiden inansalardı o zaman kendilerini de "ikinci bir ilah" konumuna yükseltmezlerdi. Niyazdan öfkeye sapmazlardı. Ne
Tefekkürât
Reklam
Reklam