O kadın bir estetik cerrah. Bu çevrede çok ünlü ve çok bilinen bir kadın. Buna bir hasta getirmişler. Trafik kazasında yüzü parçalanmış bir adam. Kadın adamı tedavi etmeye başlamış. Bir sürü ameliyat gerekmiş adamın yüzünün düzelmesi için. Kadın aylarca, yıllarca uğraşmış adamının yüzünün düzelmesi için. Saatler süren ameliyatlar yapmış. Adamın ilk geldiğinde paramparça ve tanınmaz olan yüzü bir süre sonra gayet iyi duruma gelmiş. Fakat şöyle bir sorun varmış; adamın yüzü eski haline pek benzemiyormuş. Adam bu durumdan bir parça şikayetçi olsa da kazadan sonraki halini düşününce epeyce şükretmiş ve kadına müteşekkir olmuş. Büyük bir şükran duygusu, derin bir borçluluk hissi taşıyormuş kadına karşı. Kimse bir insanla bu kadar uğraşmaz, bu aslında mucize diyordu çevredekiler. Adam da gerçekten bundan dolayı mutlu oluyordu ve kendince güzel hediyelerle kadını ziyaret ediyordu. Fakat bir gün adam kadının ofisinde tesadüfen bir fotoğraf görmüş. Cerrah kadının ölen kocasıyla yan yana çektirdikleri bir fotoğraf. Adam fotoğrafı görünce şoka girmiş. Küçük dilini yutuyormuş neredeyse. Fotoğraf elinden düşmüş ve bir süre öylece kalakalmış. Fotoğraftaki adamın yüzü neredeyse şu anki kendi yüzüne benziyormuş. Meğerse kadın onca estetik ameliyatı adamı kendi ölmüş kocasına benzetmek için yapmış. O kadar özlüyormuş ki kocasını, benzer bir yüz yaratmış.
1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 18. maddesi bunu açıkça belirtir: "Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, din ya da inanç değiştirme özgürlüğünü olduğu kadar, dinini ya da inancını tek başına ya da toplu halde, hem kamuya açık hem de özel alanda, eğitim, uygulama, ibadet ve ritüellerle ifade etme özgürlüğünü de kapsar."
İşte bu, hoşgörünün gerçek anlamda uygulanmasıdır. Çünkü çoğu zaman "hoş görmek" dediğimizde, aslında bu sadece göz yummak anlamına gelir. Katlanılır, biraz kabul edilir ama aslında gerçekten izin verilmez. Bu anlamı güçsüz ve hatta biraz tehlikelidir. Sana, arkadaşlarını eve davet etmene katlanıyorum desem, bu senin için de, onlar için de pek hoş olmazdı! Tam olarak davet edilmedikleri anlamına gelirdi. Gerçek hoşgörü çok daha güçlüdür. Karşındakinin düşüncelerine katılmayabilirsin, dünyası sana yabancı gelebilir, hatta inançlarında tamamen yanıldığını düşünebilirsin. Ama yine de onun konuşma, düşünme, kendince doğru olanı yaşama hakkına saygı göstermeyi seçersin. Üstelik bu yalnızca bireysel bir tutum değildir. Bugün Cumhuriyet’in yasaları bu özgürlüğü güvence altına almak için vardır.