fnur

Sen ol Zâhir’sin ki kimse ne olduğun bilmez Ve ol Bâtın’sın ki kimseden gizlenmez...
Special Poems
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
tazarru ve niyaz
"İlahi.. iki dünya hayatı elimden kaçıp gitse ve bütün kâinat bana düşman kesilse, benim yine gam çekmemem gerekir; çünkü Sen benim Rabbim, Hâlıkım ve İlâhımsın. Ve benim, nihayetsiz isyanım ve iftihar vesilesi sayılan vasıflara uzaklığımla beraber, Senin mahlûkun ve masnuun olmam sebebiyle, Sana bir alakam ve intisabım var." Mesnevi-i Nuriye
Special Prayers
Adeta yaşamı ormanların, ovaların ve köylerin yer aldığı bir ülkeydi de yüksek bir dağın sırtından kuşbakışı bakılıyormuş gibi önünde serilmiş duruyordu. Her șey iyi olmuştu, sade ve güzel olmuștu, ve her şey korkusu yüzünden, gönülsüzlüğü yüzünden bir işkence, bir karmaşa olup çıkmış, tüyler ürpertici ızdırap ve sefalet yumaklarına ve kasılmalarına dönüşmüştü! Onsuz yaşanamayacak hiçbir kadın yoktu ve birlikte yaşanamayacak hiçbir kadın yoktu. Dünyada hiçbir șey yoktu ki, karşıtı kadar güzel, karşıtı kadar arzu edilmeye değer nitelik taşımasın, karşıtı kadar mutluluk bağışlamasın insana. Yeter ki insan evrenin boşluğunda tek başına süzülüp durabilsin, yaşamak mutluluk, ölmek mutluluktu. Dışarıdan gelecek bir huzur söz konusu değildi insan için; gömütlükte bir huzur, Tanrı da bir huzur söz konusu değildi, doğumların o başı sonu olmayan zincirini, Tanrı nefeslerinin o sonsuz dizisini kesip koparacak hiçbir büyü yoktu. Buna karşılık bir başka huzur vardı ki, insanın kendi içindeydi. Ve şöyleydi adı: Kendini düşmeye bırak! Karşı koyma! Öl seve seve! Yaşa seve seve!
Hayat
Ve bu yüzden tek bir sanat vardı, tek bir öğreti, tek bir giz yalnızca: Kendini düşmeye bırakmak, Tanrının istemine karşı durmamak, iyi olsun, kötü olsun, hiçbir şeye bir daha bırakmayacakmış gibi sarılmamak. Ancak o zaman esenliğe kavuşurdu insan, o zaman acıdan da korkudan da yakasını kurtarırdı, ancak o zaman.
Hayat
".. geceyi yaşayan gölün yağmur karanlığında dünya oyununun yansıdığını ve sergilendiğini gördü: Güneşler ve yıldızlar yuvarlana yuvarlana yukarı çıkıyor, aşağı iniyordu. İnsanlardan ve hayvanlardan, cinlerden ve meleklerden oluşan korolar karşılıklı dikiliyor, ezgiler söylüyor, susuyordu; kafileler halinde çeşitli yaratıklar birbirleri üzerinde yürüyordu, her biri kendisini doğru dürüst tanımaktan uzak, kendi kendisine kin besleyerek, başkalarında kendisinden nefret ederek ve kendi kendisinin peşine düşerek. Hepsinin de içinde ölüme duyulan özlem vardı., huzura kavuşma özlemi; hepsinin de Tanrıydı hedefi, Tanrıya dönüş, Tanrıda ikamet etmekti. Bu hedef de korkulara yol açıyordu, çünkü yanılgıdan başka bir şey değildi. Tanrıda ikamet etmek diye bir şey yoktu çünkü! Sükûnet diye bir şey yoktu. Tek şey vardı, sonsuz, sonsuz, görkemli, kutsal nefes alı-veriş, biçimlendirilme ve çözülüp dağılma, doğum ve ölüm, göçüp gitme ve diriliş, aralıksız ve bitmek bilmeyen. Ve bu yüzden tek bir sanat vardı, tek bir ögreti, tek bir giz yalnızca: Kendini düşmeye bırakmak, Tanrının istemine karşı durmamak, iyi olsun, kötü olsun, hiçbir şeye bir daha bir daha bırakmayacakmış gibi sarılmamak. Ancak o zaman esenliğe kavuşurdu insan, o zaman acıdan da korkudan da yakasını kurtarırdı, ancak o zaman."