Namık Kemal Çelikadam

Namık Kemal Çelikadam
@kendincegezgin
Dublin-Ireland Traveller
Political Science & Public Administration
Dublin
10 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
Güzelliği beklenmedik şeylerde bulursunuz. Küçük bir çocuğun oyun oynamasını hiç izlediniz mi? Ya da çocukken aklınızdan neler geçiyordu hatırlayabiliyor musunuz? Ben ikisini de yaptım. Küçük çocuklarım olduğu için birincisini sürekli yapıyorum zaten. Çocuk olmanın nasıl olduğunu hatırlayınca rahatladığım için ikincisini de yapıyorum. Uzanıp, masmavi gökyüzüne bakarken uzaklardan geçen bir uçağın sesini dinlersem eğer, hep çocukluk anılarıma dönerim. Neden mi? Çünkü biz küçükken sıradan şeylerden büyülenirdik ve bu sıradanlıkta büyüdük. Bu yüzden ara sıra etrafımdaki şeylerden zevk aldığımda, en son ne zaman zevk aldığımı hatırlıyorum: Çocukluğumda. Çocukların yaptikları şey budur. Varlığın mucizesi içinde yaşarlar. Her şey yeni ve büyüleyicidir. Hediye kadar paketinden, güzel bir göl kadar damlatan bir musluktan, pişmiş ekmek kokusu kadar kuru toprağa düşen yağmur kokusundan da zevk alırlar. Neyin iyi ya da kötü, neyin başka bir şeyden daha iyi, neyin değerliği olduğu hakkında kurallar yoktur. Çok az ayırt etme söz konusudur: Bazı şeyler meydana gelir, bunların birçoğu da büyüleyicidir. Büyüdükçe fark etmenin, ayırt etmenin ve süzmenin nasıl olduğunu öğreniriz. Sıradan olmayan ve olağandışı şeyler lehine sıradan şeyleri süzmeye başlarız. Aslında çoğu zaman, dünü düşünürken kaybolur, yarını düşünürken kaygılanırız, böylece bir şeyi beğenmeye, takdir etmeye zamanımız kalmaz. Fakat bir şeyi "beğendiğimizde", yetişkinlerin beğeneceği bir şey olur: Lezzetli şeyler güzel şeyler, ilginç şeyler ve pahalı şeyler.
Hayat
Reklam
Puan vermedi·200 syf.·
2020 8. kitabı
John C. Parkin
5.3/10 · 5,4bin okunma
Karanlık Bakkal Sokak, yıpranmış binaları, delik deşik yolu karşıdan karşıya gerilmiş iplerde sallanan çamaşırları, toplumun en altında yaşayan insanlarıyla tipik bir Tarlabaşı sokağıydı, elit yerleşim yıllan 1850'lere uzanan, nüfusunun neredeyse tamamı Ermeni ve Rumlardan oluşan Tarlabaşı, ömrünün en parlak dönemini XX. yüzyılın başlarında yaşamıştı. Ancak 1940'lı yıllarda yürürlüğe giren Varlık Vergisi, ardından 1955 yılında yaşanan 6-7 Eylül çapulculuğuyla bu insanların çoğu Beyoğlu gibi Tarlabaşı'nı da bırakıp gittiler. Böylece Tarlabaşı da kendi kişiliğini, kendi dokusunu, kendi güzelliğini yitirmeye başladı. Sahibi yurtdışına kaçmak zorunda kalan binaların bakımı yapılamadı, evler boş kaldı, sokaklar eskidi, semtte yaşayan insanların sosyolojik profili değişti; bir zamanlar hepsi meslek erbabı olan semt sakinlerinin yerini gece boyunca bedenlerini satıp, gündüzleri buradaki kırık dökük evlere sığmayan yaşlı orospular, genç eşcinseller, işsiz kalmış müzisyenler, elden ayaktan dügmüş sinema oyuncuları, yıldızı sönmüş şarkicılar, Anadolu'dan göçüp, bu büyük gehirde dikiş tutturmaya çalışan çaresiz Kürtler aldı.
Çünkü o kendi yolunun doğru olduğuna inanıyor. İnanmak insanı mutlu eder. Ben ise kendi yolumun doğru değil, zorunlu olduğunu biliyorum. Zorunluluk insana sıkıntı verir, işte o zaman da ortaya benim gibi tepeden tırnağa mantık, tepeden tırnağa irade, sıkıcı bir adam çıkar.