Uzun koltukta ikimiz de birer arkeolojik buluntu sükunetiyle oturuyoruz: O, Knidoslu Afrodit; bense neandertal fosili. Uzaklara, benim hiçbir rolümün olmadığı bir geleceğe bakıyor...
Bir sinir harbi evrenindeydik. Kainat, bütün tuzakların toplamı olan bir tuzağa dönüşmüştü. Sahtelik, aldatma ve avuntuyla karılmış harç, hayatın temelini teşkil ediyordu. Göstermelik neşe, süreğen blöf ve sentetik nezaket prosedürü, bu temel üzerinde yükseliyordu. Neşe deliliğin, blöf ihanetin, nezaketse cinayetin bariz ve doğal ipucuydu. Korku, kozmosun çatısıydı. Bu çatı altında renk, ses ve biçimleri suistimal etmekten başka yöntem bilmiyorduk. Ebedi biçareliğimizi, taşıyamadığımız mesuliyetler dengeliyordu.
Hata yapmak
fırsatını Adem'e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
İsmet Özel
İslam kendisi hakkında hiçbir şey bilinmiyormuş gibi farz edilerek anlaşılmaya çalışılmalıdır: ilk Müslümanlar nasıl Müslüman olmuşlarsa, onların yolunu izleyerek ve ön yargılarımızı, cehalet döneminden kalma zihni ve ameli alışkanlıklarımızı terk ederek başlangıç noktasında durmayı deneyebilmeliyiz.
İslam'ın mücerret doğrularına karşı hassasiyet göstermeyen günümüz cahiliyesi, işbu doğruların sonuçları ilan edilmeye ve uygulamaya gelince İslam'a olan husumetlerini açığa vurmaktan kaçınmıyor. Nitekim günümüzde kimse kimseyi bankaya para yatırmaya zorlamıyor yahut kimsenin namaz kılmasına karışılmıyor, kimsenin, Allah'ın bir ve tek olduğunu beyan etmesine ses çıkarılmıyor denilmesine rağmen, Allah'ın bir ve tek olduğuna inanmanın İslam'ı bütünüyle yaşama sonucunu doğurduğu ortaya çıkınca bazı kesimlerde tedirginlik görülmeye başlıyor.