Dino Buzzati’nin Tatar Çölü’nü bitirdiğimde tek bir şey hissettim: Öfke. Ama yazara değil, Giovanni Drogo’ya değil; kendi içimdeki o sinsi "bekleme" düsturuna.
Eğer bu kitabı sadece bir askerlik anısı veya bir savaş romanı sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Bu kitap; ertelenmiş hayallerin, "doğru zaman gelsin hallederim" yalanlarının ve bir insanın kendi hayatını nasıl bir hapishaneye çevirebileceğinin otopsisidir.
Neden Okumalısınız? (Ya da Neden Korkmalısınız?)Zaman Hırsızı: Sayfalar ilerledikçe zaman öyle bir hızlanıyor ki, Drogo ile birlikte sizin de gençliğinizin Bastiani Kalesi’nin surları arasında eriyip gittiğini hissediyorsunuz. Buzzati size şunu soruyor: "O çok beklediğin 'büyük olay' gerçekleştiğinde, onu yaşayacak enerjin kalmış olacak mı?"Siyah Benekler: Ufukta gördüğünüz o "karartılar" (terfiler, evlilikler, mucizeler) aslında sadece birer toz bulutu mu? Hayatınızı bir serabın peşinde mi harcıyorsunuz?
Kapı Hiç Kapanmıyor: Drogo’ya en çok neden kızıyoruz? Çünkü kapı hep açık! Kaçabilir, dönebilir, her şeye yeniden başlayabilir. Ama o, alışkanlığın ve "geç kaldım" yanılgısının uyuşturucu etkisini seçiyor.
"Hiçbir Zaman Geç Değildir" Diyenlere...
Bu kitap, "vakit geçti" diyenlere karşı bir protestodur. Drogo’nun trajedisi, Tatarların gelmemesi değil; Tatarların tam o kaleden atılırken gelmesidir. Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.
Sonuç: Tatar Çölü bir "bekleyiş" kitabı değil, bir "uyanış" çağrısıdır. Okurken bunalacaksınız, duvardaki saatten tiksineceksiniz, Drogo’nun omuzlarından tutup sarsmak isteyeceksiniz. Ama kitabı kapattığınızda yapacağınız ilk şey, kendi Bastiani Kalesi'nizden valizinizi toplayıp çıkmak olacak.
"En büyük düşman kuzeyden gelecek olan Tatarlar değil; o kapıyı açmanıza
-“Esir treni mi?”
-“Esir Treni ya. Osmanlı askerleridir bunlar, Kafkas cephesinde Ruslara karşı esir düşen askerler. Trenlerle Bakı açıklarında Hazar Denizi’ndeki yılanlı Nargin Adası’na ya da Sibirya’ya taşınırlar”
Rasyonel düşünceye göre önce paramız olmalı, sonra refah devleti kurabiliriz. Fakat Medine devletinde Peygamberimiz (s.a.v) önce insanlık sisteminin geldiğini sonra Allah'ın refah verdiğini ispatlamıştır.
Psikoloji dernekleri bile, özellikle bir ev yangını veya doğal afet gibi sebeplerle bir evin fiziksel bir şekilde tahrip olmasının travma olduğunu kabul etmektedir.