Kitaba ilk başladığımda bu kadar övülen bir kitap ama bağlantı kuramıyorum diyordum taki sayfalar ilerleyene kadar . Hayat bazımıza çocukluğunda oyuncaklarla oynama hakkı sunarken bazımıza sorumluluk yüklüyor.O, ikinci gruptandı. Daha yaşı küçükken, bir evin sessiz yükünü sırtlanmak zorunda kalan bir kız çocuğuydu. Annesi hastaydı ve annesiyle hastanede kalmak , ev işlerini yapmak , market alışverişine çıkmak, babası ve küçük kardeşine bakma zorunluluğu üstüne yüklemişti .Annesi vefat ettikten kısa bir zaman sonra babası da düşerek sakat kalmıştı ve şimdide babasına bakmak , onu yıkamak ev işlerine devam etme sorumluluğu devam ediyordu .Bu yüzden büyümek onun için bir tercih değil, bir zorunluluktu.
Bir zaman sonra babası vefat etti .
Belki hâlâ küçük bir kızdı, belki hâlâ yükleri ağırdı. Ama içinde taşıdığı kardeş sevgisi , birçok yetişkinden daha büyüktü. Şimdide kardeşinin bakımına devam ediyordu .
O, sadece hayatta kalmaya çalışan bir çocuk değildi. O, kendi hikâyesini yazan güçlü bir kız çocuğuydu.
Uzun boyu ve incecik bedeni, başkalarının dilinde bir alay konusu olmuştu. Zamanla dış dünyasındaki ses iç dünyasından daha baskın hale gelir olmuştu.
Okula ilk başladığında her şey sıradandı. Ta ki fısıldaşmalar, gülüşmeler ve ardından açık açık söylenen sözler başlayana kadar… “Çubuk gibi”, “direk”, ‘çiroz’ gbi kelimeler kulaklarını parçalıyor . Kimse onunla arkadaş olmuyordu . Durum onun okuldan soğumasına ve okulu bırakmasına sebeb oldu . Koridorda yürürken sırtına yapışan bakışlar, sınıfta otururken kulağına gelen kahkahalar… Bunların hiçbiri küçük değildi onun için. Kamburlaştığı bedeniyle okul hayatını tamamen geride bıraktı.
Evde geçirdiği günler sessizdi. Ama o sessizlikte kendine dönüyor , ev işleriyle ilgileniyor ve kardeşine bakmaya devam ediyordu.