Bernhard, yine Kiler'de şöyle bir şey de söylüyor: "Geleceğim olmadığına dair önceki inancım yok olmuştu, artık geleceğim olabileceğine inanmıştım ve aniden her şey bende hayranlık uyandırmaya başlamıştı ki çok uzun zaman önce kaybolup gitmiş bir duyguydu bu. Eskiden çoğu kez yaptığım gibi, kendimi bir geleceğim olacağına ikna etmem gerekmiyordu artık, bir geleceğim vardı. Yaşamıma yeniden kavuşmuştum ve onu yeniden avuçlarımın içine almıştım." Ben de tam böyleyim şimdi işte. Yine hayatımı kurtardım, ben olmasam ayvayı yemiştim cidden. Ben bu kendimin hakkını nasıl öderim hiç bilmiyorum Osman.
Alıntı
İrade/ZihinHuzur
İstekler kontrol edilirse, irade ve düşünceler za-yıflamaz; irade ve düşünceler zayıflamazsa berrak düşün-me ve akıl yürütme mümkün olur. Disiplinli akıl yürütme, uyum ve göğsü daraltan enerji (Qi) için engelsiz akış sağlar. İradeni içeriden güçlendir ki başkalarının dış görünüşlerin-den düşündüklerini anla. İrade geliştirilince zihin de çalışır, başkalarını anlayınca azami fayda elde edilir. Bu yöntemi insanlara uygularken, onların enerji ve iradelerini geliştirme yöntemlerini bilmelisin. Enerjileri-nin (Qi) zayıf ya da güçlü olduğunu bilmek, iradelerini ve enerjilerini nasıl geliştirdiklerini, kendilerini güvende hissedip hissetmediklerini incelemek onların yetenekleri-ni anlamanı sağlar. Geliştirilmeyen irade, zihin enerjisinin istikrarlı olmamasına neden olur; zihin enerjisi istikrarlı değilse düşünceler ortaya çıkamaz ve bu da iradeyi zayıf-latır. Zayıflamış irade güçlü tepkiler veremez; güçsüz tep-kiler zihin enerjisini tüketir. Sonuç olarak ruh kaybolur. Kaybolan ruh bulanıklık getirir; bulanıklık [irade, zihin ve ruhun] koordinasyonsuzluğuna neden olur. İradeyi geliştirmek huzurlu olmakla başlar. Huzur; sağlam irade ve kararlı zihni ortaya çıkarır, böylece irade ve düşünceler güçlü olacak, ruh korunacak, güç ve etki dağılmayacaktır
Sayfa 45·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bunun bir örneğini 22 Eylül 1969 Pazartesi akşamı televizyondaki "Haça Karşı Gamalı Haç" adlı bir filimde seyrettim. Adına göre bunun Hitler ve Nasyonal Sosya-lizm aleyhinde olacağı sanılırdı. Fakat öyle çıkmadı. Tarafsız, objektif bir röportaj niteliğinde kaldı. Filim, İkinci Cihan Savaşı'nda Münster şehrinin başına gelen-leri anlatıyordu. Münster, Almanya'nın kuzey batısında muhafazakâr bir Katolik şehri, Amerikan hava saldırıları ile yıkılmış manzarası gösteriliyordu. O zaman galiba 16 yaşında olan bir Alman kızının gizlice aldığı filim de yayına eklenmişti. Bugün o şehirde yaşayan Almanlar-dan birçoğunun hâlâ Hitlerci olduğu anlaşılıyordu. Bun-lar, bazı yanlışlarına rağmen Hitler'in iyi işler yaptığını söylediler. Hele bir tanesi: "Ben Nasyonal-Sosyalistim. Fakat her şeyden önce Almanım. Almanya'nın üzerine bu kadar çirkef atan bugünkülerin Allah belâsını versin" dedi. O zaman gizlice filim çeken kızın bugünkü halini de gördük. Elli yaşlarında bir kadındı. Görmüş geçirmiş insanlara has sakin bir duruşu vardı, işgalde kendisine üç Amerikan askerinin tecavüz ettiğini söyledi. Spiker "bun-lar Zenci mi idi" diye sorunca da "hatırlamıyorum, o za-mana ait hiçbir şey hatırlamıyorum" diye cevap verdi. Yine gizlice çekilmiş bir filimde tutsak edilmiş Alman askerlerinin elleri havada olduğu halde sevkedilirken her iki taraflarında sıralanmış olan Amerikalılar tarafından yumruk ve tekme yağmuruna tutulduğu görülüyordu. Ben Amerikalıların bu kadar zebunküş ve kahpe olduk-larını tasavvur etmemiştim. Fakat bu manzara gösterilir-ken spiker: "Batıda da hırsızlık ve ırza geçme çok oldu ama buna rağmen bu işler doğuda Ruslara tutsak düş-mekten çok hafifti" diyordu. Filimin sonu ibret vericiydi. İkinci Cihan Savaşı'nda-kilerle bugünküleri resimlerle ölçüştürüyordu. O zaman-kiler
Sayfa 226 - Ötüken, 1969 Sayı 12·Kitabı okudu
Hz. Muhammede, Hz. İbrahime ve Hz. İsa'ya nasıl "peygamber" diyorsak, Türklerde de kendilerine gönderilenlere peygamber manasında "yalvaç" deniyor- du. Aynı zamanda nasıl kitap gönderilen peygamberlere "resul", gönderilmeyenlere "nebi" diyorsak, Türkler ara- sında da böyle bir ayrım olabilir. Belki kitap gönderilen olarak değil, ama peygamberler arasında çok daha fazla öne çıkan veya normal olanlar olarak ayrılan isimler ola- bilir. Yalvaç normal gelen peygamberlere denirken, Oğuz Kağan ise Alper Tunga ve Mete gibi, çok daha büyük et- kiler göstermiş kişilere deniyor olabilir. Yani Oğuz Ka- ğan bir peygamber değil, aslında bir peygamberlik sıfatı olabilir.
Sayfa 183 - Lopus yayınevi·Kitabı okudu
Islahat fermanı’nın halk tarafından telakkisi
Fakat öteden bet alışılmış olan "millet-i hâkime" fikrini ortadan kaldıran, devletin o zamana kata dayandığı dinî prensipleri ikinci dereceye indiren, yahut onunla bir zıt teşkil ece böyle bir esasın kabulü Müslüman efkâr-ı umumiyesinde tabiatıyla birtakım top kiler uyandıracaktı.
Sayfa 158
1000Kitap
"Bernhard, yine Kiler'de şöyle bir şey de söylüyor: "Gelecegim olmadığına dair önceki inancım yok olmuştu, artık gelecegim olabileceğine inanmıştım ve aniden her şey bende hayranlık uyandırmaya başlamıştı ki çok uzun zaman önce kaybolup gitmiş bir duyguydu bu. Eskiden çoğu kez yaptığım gibi, kendimi bir geleceğim olacağına ikna etmem gerekmiyordu artık, bir geleceğim vardı. Yaşamıma yeniden kavuşmuştum ve onu yeniden avuçlarımın içine almıştım." Ben de tam böyleyim şimdi işte. Yine hayatımı kurtardım, ben olmasam ayvayı yemiştim cidden. Ben bu kendimin hakkını nasıl öderim hiç bilmiyorum Osman."
Sayfa 58 - İletişim Yayıncılık·Kitabı okudu