Kitabın en can alıcı özelliği kötülüğün kaynağına dair rahatlatıcı hiçbir açıklama sunmaması. Okuru teselli etmek yerine onu insan doğasının en huzursuz edici ihtimallerinden biriyle baş başa bırakıyor.
SPOILER ALERT
İnsan doğası, annelik, kalıtım ve ahlak üzerine karanlık bir düşünce deneyi diyebiliriz. "katil kim?" hikâyesi gibi başlasa da olaylar çok daha farklı bir form kazanıyor ve "sevgi koşulsuz mudur, yoksa ahlaki gerçeklik karşısında bir noktada yetersiz mi kalır?" sorusuna dönüşüyor. March, kötülüğün biyolojik olarak aktarılabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
Canavarın yüzünü tanımak kolaydır; zor olan, onun son derece sevimli bir çocuğun yüzünü taşıyabileceğini kabul etmektir.
Christine (anne) kabul edecek mi?
banliyö yaşamının sıradanlığı içinde ilerleyen 216 sayfa.
Kötü TohumWilliam March · Tersine Kitap · 2026113 okunma
Çağatay Düz’ün kaleminde en sevdiğim şey askeri kurguda aşktan ziyade aksiyonu ön planda tutması. Askeri kurguda tim olaylarını ve çatışmaları okumayı çok seviyorum. Aşk hiç mi yok derseniz tabi ki var lakin öyle olayların önünde sadece aşk okumuyoruz. Ters köşeli, aksiyonlu, aşkı da olan bir kurgu okuyoruz.
Aybars ve Sıla çiftini seviyorum. Hem çekimleri olayların önüne geçmiyor hem de yavaş yavaş yakınlaşmalarını okuyoruz. Yazar tam dozunda tutmuş, en sevdiğim en sevdiğim.
Kitapta bir örgüt var Dark Coins örgütü, adını her okuduğumda beni çok güldürüyor. Güldüğüme bakmayın aslında karanlık bir örgüt. Arkasındaki sırları yavaş yavaş okuyor olmak beni çok heyecanlandırdı. Ayy arkadaşlar kitapta bir hain var Kim olabilir diye düşünmekten kafam yandı gerçekten. Kitabı okutan böyle merak unsurları olması bence güzel. Hem timin arasındaki o güveni de görmüş oluyoruz. Sonuçta gerçek hayatta da böyle olaylar yaşanıyor ve kitapta olması ayrı gerçeklik katmış.
“Hayatımda kim bilir kaç kere, tabiri caizse ön verandada olmak varken arka verandada çakılıp kalmışımdır? Doğru yerde olsaydım yüzüme neler söylenecekti de işitmekten mahrum kaldım acaba? Hissetmediğim ne sevgiler , ne aşklar vardı kim bilir?”
.
Uzun zamandır yazmaya üşendiğim için ve biraz da sosyal medyanın girdabından uzak durmak adına bekletiyorum bu kitabın yorumunu.. Ya da başka bir sebep; çok da etkilenmediğimden.. Neden? Çünkü iç içe geçmiş kadın hikayelerinden oluşan bu öykü kitabı çoğu zaman aynı karakterlerin yaşantılarından bir kesit sunuyor. Bildiğiniz bir karakterin sonu gelmeyen bir olayı, okumada kekremsi bir tat bırakıyor.
Kadınların çalışma koşulları, çamaşırhane, temizlik, yaşam şartları, alt kültür yaşantılar temalı.. Bağımlılık da bu temalar içinde.. Öykülere o kadar fazla sıkıştırılmış ki , evet hassasiyet gösterilen bu tema irite edici hale geliyor.
Bazı öykülerin yazım amacını dahi anlayamadım. Yani sadece bahsedilmiş. Hikaye bitti ve ben “eee?” diyerek kaldığımı hatırlıyorum.
Açıkçası keyifli bir okuma tadıyla okuyamadım. Sevenleri illa ki vardır ve olacaktır. Benim için olsa da olmasa da kadar..
Kitabın asıl özelliği, tüm bu öykülerin yazar öldükten sonra kitaplaşıp ses getirmesi.. Gizli saklı kalmış olması, özellikle kadın yaşamı üzerinde durması etkileyici yanı.. Hakkını bu anlamda teslim edebilirim.
Bazı kitapları okuruz, bazı kitaplar da bizi okur. Benim için Böyle Buyurdu Zerdüşt ikinci gruba ait. Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor.
Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur.
Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı.
Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir.
Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Bu, yazarın okuduğum ikinci kitabıydı ve diğer kitabına göre daha çok beğendim. Yazarın dili akıcı ve yalındı. Konusunda cinayetler yer alsa da aslında daha çok psikolojik gerilim türünde bir kitaptı. Kitabın başından sonuna kadar merak duygusunu sürekli canlı tutmayı başardı. Olaylar ilk başta karışık gibi görünse de son 100 sayfada tüm düğümler çözülüyor ve her şey yerine oturuyor.
Sonunu ne kadar düşünsem de katilin kim olduğunu tahmin edemedim. Hatta yanlış tahminde bulunmuşum. Bu da kitabı benim için daha etkileyici hale getirdi.
Kitabı çok beğendim. Serinin ikinci kitabı olan Oyunbaz'ı da hemen sipariş verdim. Kesinlikle tavsiye ederim.
Aabbiiii daha 80. Sayfadayım 40. Sayfadan beri yazar ısrarla. Bak shane katil diye hüküm giydi ama o değil katil heee bak esas katil reese dostumm anladın mı bak hala anlamadıysan tekrar gözüne gözüne sokmaya devam edebilirim hiç sorun yok kafasında resmen dkwkskfkwld esas katil kim diye kafa yorarak düşüne düşüne okutturmuyor ağız tadıyla yazar resmen ağzımın içine soktu bak şşş esas katil reese bak nasıl şüpheli hareketler yapıyor ama kıpss diye ve daha kitabın hala başında sayılırım pff djjdjfk ters köşenin ters köşesi gelirse tükürdüğümü yalamasını bilirim!! Ama sanmıyorum gardaşlık. Ama yiğidi öldür hakkını ver çok kolay okunuyor kitap. Yazara söylenip biraz kitabını daha okumaya devam edebilirim. Bir tane dizimin final bölümünün ortasındayım. Onu bıraktım kitabı okumaya daldım sayfalar akıp gidiyor. Tabi birde çevirmenin maharetiylede alakalı bu kolay okunma durumu. Neyse öyle işte. O kadar kafayı yedirdi ki bu yazarın şşşttt ters köşe gelecek ayıkss diye durup durup göze sokması. duygu aktarım yapmam gerekiyordu ekwmdkslfl