İnsanlara ten renklerine göre ne yazıp ne yazamayacaklarını dikte ettiğimiz bir dünyada yaşamayı asla istemezdim. Söylediğiniz şeyi tersine çevirin ve kulağa nasıl geldiğine bakın. Siyah bir yazar, başkahramanı Beyaz olan bir roman yazamaz mı? İkinci Dünya Savaşını anlatan ama bu savaşı hiç yaşamamış onca insan ne olacak? Bir eseri edebi niteliği ve tarihi temsili esasında eleştirebilirsiniz elbette. Ama gereken emeği vermeye hazırsam bu konuyu
ele almamam için bir sebep göremiyorum. Ne kadar emek verdiğimi metin gösteriyor zaten. Kaynakçama bakabilirsiniz.Verileri teyit edebilirsiniz. Ayrıca yazmanın aslen bir empati egzersizi olduğu kanaatindeyim. Okumak kendimizi baskasının yerine koymamıza imkân tanır. Edebiyat köprüler kurar; dünyamızı genişletir, küçültmez. Kâr etme meselesine gelince, sizce karanlık sulara dalan her yazar kendini suçlu hissetmeli mi bunun için? Yaratıcı mesleklerde çalışan insanlara yaptıkları iş için
para ödenmemeli mi?
Gerçek akışkandır. Hikâyeyi örmenin her zaman başka bir yolu vardır, anlatının çarkına sokacak bir çomak bulunur daima. Şimdiye kadar hiçbir şey öğrenmediysem bile bunu ögrendim.
Çevrenizden birinin sıradan bir insanken birdenbire bir yarı-ünlüye -yüz binlerce insanın tanıdığı , cilalanmış, suni bir vitrine dönüşmesine tanık oldunuz mu hiç? Lisede müzikle ilgilenen bir çocuk voliyi vurur ya da üniversitenin ilk senesinde yeme bozukluğu olan sarışın diye tanıdığınız kız film yıldızı oluverir ya hani? Popülerleşmenin mekaniğine siz de hayret ettiniz mi? Bir kişi nasıl gerçek hayattan bildiğiniz gerçek bir insandan, onları tanıdığını sanan ama aslında tanımayan ve aslında bunu da anlayan ama yine de onları göklere çıkaran hayranlar tarafından tüketilip yüceltilen bir tanıtım ve pazarlama malzemesine dönüşüverir?